Jump to content
elbais

Ekonomi Tarihinde Vakalar

Tavsiye Edilen İletiler

elbais    1.690
elbais

 

global_financial_crisis_art.jpg

Ekonomi ve ekonomi yönetimi birbirini tamamlayan kavramlar gibi görülse de aslında karşıt ve üzerlerinde en büyük illüzyonun oluşturulduğu iki mesele.

Ekonomi'nin kısaca tanımı şöyle; bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü.

Bir tarafta iç ve dış dengeleri ile üretimden, tüketime, varlıklardan tasarrufa kadar günümüz modern yaşamının temel aktörlerinden biri olan Ekonomi hakkında söylenenler maalesef genelde gerçekleri yansıtmıyor. Buna da Ekonomi Yönetimi diyoruz. Nabza göre şerbet mevzusu.

Biz bu başlık altında, hem ülke hemde dünya ekonomisin de görünenin arkasındaki gerçekleri anlatmaya çalışacağız.. 

Çekirdeğinzi, kolanızı alın ve arkanıza yaslanın :beer:

 

tarihinde elbais tarafından düzenlendi
  • Beğeni 2

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
elbais    1.690
elbais

Eski forumda yazdığım ve her dönem kullanılan IMF mevzusu ile ilgili yazımla açılışı ben yapayım;

 

bullshit-471x261.jpg

IMF İllüzyonu: İktidarların Ekmek Teknesi

Bu IMF konusundaki kafa karışıklığını gidermek için konuyu açıklıkla anlatmak gerekir.. Mevzu ekonomik ama faydaları hususunda mali ve siyasi çıkara hizmet ettiği için, ifade edilişi doğru tarzda yapılmaz.

Ben açıklarken doğru metodu ve doğru ifadeyi kullanmaya çalışacağım;

IMF Nedir?

Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund) yani bilinen kısaltılmış adıyla IMF, bugün bildiğiniz dünya ekonomik düzeninin en önemli evrimleşme noktası olan Bretton Woods Anlaşmasının (yürürlüğe girme tarihi 1946) sonucunda Dünya Bankası ile birlikte kurulmuş olan kurumdur. Kuruluş amacı küresel ekonomi için çok ulvidir; üye ülkelere finansal destek sağlamak, teknik ve yönetim desteği sunmak, borsaları denetlemek, döviz kurlarını gözetmek bunların organizasyonunu yapmaktır vs.vs.. 

Bunların hepsinin dilimize tercümesi şöyle yapılmalıdır; üye herhangi bir ülke, "yaygın savaş" dışında bir sebeple ekonomik zorluğa düşerse kurum, bölgesel ve küresel toplulukları ve bağlı ekonomik sistemi bunun etkilerinden korumak, rehabilite etmek için finansal destek verir, yapılması gereken düzenlemeleri ne zaman yapacağı söyler ve bunu denetler. Her finansal oluşumda olduğu gibi en fazla sermayeyi koyan hakim güç rolünü kapar; bu hakim güçte ABD'dir... Yani "Money Talks" 

Not: Bretton Woods Anlaşmasına muhalefet eden en önemli ekonomist Keynes'tir.. Özellikle Keynes'in önerdiği sistem ve bu uygulansaydı muhtemelen ne olurdu üzerine bir şeyler yazabilirim ilerleyen zamanlarda.. Şimdilerde yeniden dillendirilen Phoneix mevzusunu Keynes o zamanlar "Bankor" olarak önermişti..

hwmkm.jpg
8 Mart 1946'da Savannah, Georgia'daki Uluslararası Para Fonu Yönetim Kurulu Başkanlığı toplantısı:

Birleşik Krallık Hazine Danışmanı John Maynard Keynes ve ABD Hazinesinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Harry Dexter (solda).

IMF neyi nasıl yapar?

Öncelikle IMF kimseye nakit para vermez, aval yani teminat desteği sunar. Bu çok istisnai durumlar haricinde yeknesak uygulamadır. Sayısı bugün 188'e ulaşmış üye ülkelerden farklı para birimlerinden topladığı teminat taahhütlerini, SDR dediğimiz uluslararası rezerv aracı yani bir nevi kur sepetine dönüştürüp talepkar ülkenin kullanımına sunar. SDR sepeti Amerikan Doları, Euro, Japon Yeni, İngiliz Sterlini ve Çin Yuanından oluşur.

İstisnai nakit uygulaması 2001 Türkiye krizinde gerçekleşmiş, Kemal Derviş döneminde 10 milyar USD karşılığı SDR olarak kredi tahsis limiti oluşturulmuştur. Kullanılan kısmı ise sadece 2,5 milyar USD'dir, geri kalanı finansal piyasalarda güven aracı olarak kullanılmıştır. 
 

Murphy Kanunu: Eğer kredi almak istiyorsanız öncelikle o paraya ihtiyacınız olmadığını kanıtlamalısınız.

Biz ne yaptık?

En son Şubat 2002'de yapılan anlaşma ile 10 milyar SDR daha eklenerek toplam da 16,2 milyar SDR'lık bir limit söz konusudur. Eski dönemden kalan 6,2 milyar SDR'lık limitin kullanım oranı 1,1 milyar SDR'dır. Kullanım ABD, Federal Reserve Bank'tan yapılmıştır. Buradaki kafa karışıklığı eski hükumet tarafından yapılan anlaşmanın Kasım 2002'de iktidar olan hükumet tarafından devam ettirilmesi ve yine bu hükumet tarafından limitlerin kullanımı söz konusudur. Yani iddia edilenin aksine eski hükumetten kalan borç 2,7 milyar USD kadarken, bunun bir kaç katı yeni hükumet tarafından kullanılmış ama tüm borç anlaşmayı imzalayan eski hükumete atfedilmiştir.

IMF anlaşmalarında her denetleme sonrası yıllık kullanılmayan teminat limiti bir sonraki yıla devredilmez. Genel limitten düşülür ve bu kurum nezdindeki ülke rating puanına rehabilitasyon primi adıyla etki eder. Bu rating hesaplamasının metodolojisi Dr. Bryan Johnson'a aittir ve kendisi özellikle Orta Amerika ülkelerinde MAIN adına çalışmış bir enteresan bir ekonomisttir. Çok ülke batırmıştır. Metadoloji nedeniyle ülkelerin SDR takası yaptıkları bankalara fazla faiz ödemek zorunda kaldıkları iddiaları çok tartışılmıştı.

Son anlaşmada SDR limitlerimiz yıllara sari şu şekilde işlemişti;

2005 - 10,2 milyar SDR

2008 - 5,5 milyar SDR

2010 - 3,6 milyar SDR

2011 - 1,8 milyar SDR

Ekonomi yönetimi Kasım 2002'den 2008'e kadar Kemal Derviş'in yönetim biçimini benimsemiş, IMF'in istisnai nakit kredi uygulamasından kaynaklanan katı ve etkin teknik gereklilikleri ve denetim mekanizmasını işletmiştir. Bu ülke tarihinde yapılan 19 stand-by anlaşmasından tamamlanabilen 2 nci stand-by anlaşmasıdır. Bu dönemde IMF'in en fazla eleştirdiği ve daha etkin çalışmasını istediği kurum Sayıştay'dı.. Zaten sonrasında IMF ile anlaşma yapmama kararı alındı.. 

Yapılan anlaşmalarla alınan teminat limitlerinin nakit para gibi lanse edilmesi, (aslında sadece kağıt üzerinde olan) büyük bir borç olduğu illüzyonunu yaratmakta, karşılığında kullanılan küçük SDR likiditelerinin ödenerek borcu bitirdik denmesi hadisesidir.. Siyaseten faydalıdır, halkın moralini yükseltir ama bir diğer taraftan da borçlanma aksını değiştirerek kara delik yaratır. Haziran 2016 rakamları ile kamunun toplam brüt dış borç stoğu 122,7 milyar USD iken, özel sektöre yaptırılan kamu projeleri için verilen döviz bazlı devlet garantilerinin miktarı bilinmemektedir...

130520132333539046634.jpg

tarihinde elbais tarafından düzenlendi
  • Beğeni 4

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
aex1    67
aex1

Super...burayı yeni gördüm...Yorumdan çok takipçi kalacağım buyuk ihtimal..zira : Ben teorisyen ve mantıkla sonuca varan biriyim..pratikteki gelişmeleri fikirlerimdeki tutarlılık ile karşılaştırırım...çok faydalı..tebrikler bilgilendirme için..

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
elbais    1.690
elbais

Bu IMF'e borç verdik lafı da yukarıdaki illüzyona dahildir. Sadece tahsisat vardır, bugün açıklanan MB bilançosunda şöyle gözükmektedir;

 

parban_001.jpg

tarihinde elbais tarafından düzenlendi
  • Beğeni 1

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
aex1    67
aex1

2013 ile 2017 ilk ayı arasında 66% totalde artış var ...bu yükümlülük artışı derken eksi hanemiz mi demek...artı hanemiz nerede o zaman ? Detaylandırabilir misin musait bir zamanda ? teşekkürler....Bankalarda mevduat da artmış....millette para var ama çevrim dışı mı demek oluyor ?

  • Beğeni 1

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
elbais    1.690
elbais

+18'lik bir Ekonomi Hikayesi...

"Üç Maymun" aslında Konfüçyus'tan mülhem 16. yy Japon deyişi ve motifi.
Mizaru: kötüyü görme
Kikazaru: kötüyü duyma
Iwazaru: kötüyü konuşma"

mizaru_Kikazaru_Iwazaru_vincent_Dacquin.

Bu günlere 3 maymunu oynayarak gelmedik mi? 


Ülke öyle bir yere gidiyor ki, anlatmaya çalışmak bile fena halde sıkıcı. Ekonomistlere bakıyorum; medya da olanlar genelde çıkar ilişkisi içinde oldukları için özgürce konuşamadıkları gibi çoğunlukla içinde oldukları ilişkilerden dolayı da manipülasyon yapar hale geliyorlar. İkbal beklentisi içinde olup, akademisyen maskesinin arkasına saklanan ve danışmanlık kapmaya çalışanlar da cabası.. Oysa bu meslekte dürüstlük ve hakikati konuşmak namustur.. Küçük bir azınlık ise Don Quijote ruhuyla yeldeğirmenlerine karşı onurlu bir savaş veriyorlar, bunu tarihe not düşmek ve zamanı gelince kıymetlendirilecektir düşüncesi ile bende paylaşıyorum...

 

2 Ocak 2017 tarihinde 3,5455 TL. ile başlayan USD/TRY kuru, 3,9415 ile 11 Ocak 2017 tarihinde tepe noktasını gördükten sonra Merkez Bankasının müdahalesi ve akabinde ABD'nin etkisiyle yönünü aşağıya doğru çevirdi. Bu düşüş kalıcı olur mu? sorusunu çokça duyuyoruz ve bir kesim de algıyı buraya yöneltmeye çalışıyor. Cevap ise maalesef hayır, hülasası bu ancak ayrıntısı başka bir yazıya kalacak.

 

Bugün, özerk olması ile övünülen ama uygulamalarına baktığımızda bu vasfını yitirmiş Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi için yazmak istiyorum. Çünkü, Varlık Fonu denen garabetin içine bu ülke vatandaşlarına ait değerler konarak yeni bir borçlanma hikayesi yazılmaya başlandı..

 

Tarihten hiç ders almıyoruz bunu anladık böylece...

 

(Aşağıdaki bölümü 12.01.2017 tarihinde Twitter'da yaptığım teknik flood'dan buraya taşıyorum)

  1. Merkez Bankası, 12 Ocak 2017 günü uzun bir zaman sonra “istisnai gün” yaptı yani haftalık repo ihalesini açmadı.
  2. Bankalararası piyasa için önemli bir likidite sağlama imkanı olan haftalık repo ihalesinde genelde 5 milyar TL. gibi bir rakam döner.
  3. Aslında bir gün önce MB, "Bankalararası Para Piyasasında" bankaların borç alabilme limitlerini 11.01.2017 tarihinden itibaren toplam 22 milyar TL'ye düşürmüştü, bu hareketi ile de 8,3% lük ortalama fon maliyetini yukarı çekmeye başlayacağını söylüyordu.
  4. Banka, piyasadan likiditeyi çekiyor, yani TL likiti piyasada kontrol etmeye çalışarak dövize kaymaları önlemeye çalışıyor. 
  5. Ancak; gün içinde bankalara 8,5% ile fon sağladığı "bankalararası piyasa" dediğimiz bir şey var.. 
  6. Şimdi burada çok teknik bir konu karşımıza çıkıyor; GLP (Geç Likidite Penceresi) tarafında yaptığı fonlamanın maliyeti 10% çıktı, ortalama fonlama maliyeti 9% gibi oluştu ve ilerleyen günlerde 11%'i gördü. 
  7. Bu zımni faiz artışı anlamına gelir, ayrıca fonlama maliyetlerindeki bu artış likidite daraltması ile birleşince gecelik likit pozisyonunu kapatmakta bankaları çok zor duruma düşürür.. 
  8. "Özerk" MB kısa vadeli faizleri arttırmalıydı, bu daha güçlü bir hareket olurdu, "Siyasi" nedenlerden ötürü, küçük enstrümanlarla gerilla taktikleri uygulayarak sürpriz peşinde koşması MB'nin itibarını zedeledi ve zedelemeye de devam ediyor.

 

AB ve ABD, çok uzun zamandır devletin yatırım yükümlülüklerini özel sektöre ihale ederek yani kendisi borçlanmayarak, özel sektöre borçlanması için garanti ve teminatlar vererek yatırımlarını yürütmeye çalışıyordu. Bunun bir de adı var tabii; PPP, 3P yada P3 (Public–Private Partnership)

 

Bizde de bunun uygulamasını son zamanlarda yoğun olarak görüyorsunuz: Avrasya Tüneli, Şehir Hastaneleri, Yavuz Sultan Selim ve Osmangazi Köprüsü.. Bu projelerin her biri çok enteresan maliyetlere ve finansal tablolara sahip oldukları gibi, aldıkları teminatlar ve gelir garantileri ile de ekonomi için tam bir Black Hole yani Kara Delik durumundalar. Caride en güncel olanlar, şimdilerde açılışları yapıldığı için Şehir Hastaneleri.. Çok acayip bir matematiği var, ben bir iki ihalesine şöyle bir çalışayım demiştim, sonra farklı sebeplerden dolayı olmadı. Şimdi ise yapılanlara bakıyorum; tavuk kümesine müdür olarak atanan Tilki'nin maaş hikayesi..

 

Hep söylerim makro ekonomi bir illüzyondur, verilerle oynarsanız istediğiniz sonuçları çıkartırsınız. Yalan çok uzun ömürlü olmaz ama bir süre yaşar, siz üzerine farklı elbiseler dikebilirsiniz (TUİK Terzihanesi) belli bir süre yürür.. Ama bir gün mutlaka mikro ekonomiye çarpar. İşte esas gerçeklik oradadır ve benim "ekonomi iyi mi?" sorusuna verdiğim her cevap aslında mikro ekonomik bir saptamadır; "dün gece kaç gramlık bir bonfile yedin?"

 

Cevabınız "Hayır" mı? o zaman ekonomi iyi değil, şimdi başlayabiliriz...

 

"Gemiyi yüzdüren de batıran da denizdir"


Şimdi bu borçları yıktığımız şirketleri ve vatandaşları krize girdiklerinde -ki yüksek kur ve enflasyon sebebi ile girdiler zaten- hangi Merkez Bankası ile kurtarmayı planlıyorsun? Bu zayıf ve resesif ekonomide, kısıtlı ama hala çok "havalı" rezervlerinle, hem döviz kurlarını stabil hale getirmeyi hem de enflasyonu dizginlemeyi düşünüyorsun?

 

"Güç kibri ile dolu olan kendisini yargılayamaz"


Uluslararası Rating Kuruluşları Moody's, S&P ve Fitch ardı ardına ülkenin yabancı döviz cinsinden uzun vadeli kredi notunu düşürdü. Artık yatırım yapılabilir bir ülke değiliz, yatırım yapılabilir ülke seviyesinde not almak içinde ~6 yıl zamana ihtiyacımız var. Özel sektör şirketlerimizin ve vatandaşların borçlanma seviyeleri çok yüksek, KOBİ'ler bile aşırı borç yükü altında. Şirketlerin borç tavanını düzenleyen bir kural bulunmadığı için asgari sermaye haddinden kurulmuş bir şirket, inanılmaz rakamlar da borçlandırılabiliyor. Piyasalarda yaşanan durgunluk, artan kur baskısı ve yükselen maliyet enflasyonunu fiyatlara kısmen yansıtabilen şirketler, borç ödeme zamanı geldiğinde başka bir kaynak (?) yada finans kuruluşundan borç alarak borcunu ödüyor ama borcunu da arttırmış oluyor. Vatandaş için de aynı şeyler geçerli; ülkemizde hane halkı artış oranı ve hane gelir çeşitleri ile ilgili kötü veriler var elimizde:

"Hanehalkı verilerinin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre düzenlendiği 8 yıllık sürede hanehalkı sayısındaki 4.49 milyonluk artışın %63’ünü ücret ve maaşla geçinen haneler oluştururken, karşılıksız gelirlerle geçinmek durumunda olan aileler toplam artışta %24 pay aldı. Yani son 8 yılda artan her 4 hanenin yaklaşık birisini yardımla geçinebilen haneler oluşturdu."

 

Hyman Minsky'nin finansal istikrarsızlık üzerine kurduğu hipotezi her zaman çok beğenmişimdir. Minsky’nin ve Post Keynesyen iktisatçıların, kapitalist sisteme ve sistemde yaşanan krizlere daha geniş bir perpektiften bakması ve sistemik problemlere sunduğu çözüm önerileri, ufukta görülen pek çok büyük sorun için bize ilham verebilir.

 

Minsky, 1996’da ölmeden önce, servetin gittikçe arttığı dönemlerde, şirket nakit akışlarının yükseldiğini ama, buna rağmen, borçların da arttığını ve sonunda borçların, kârla ödenemeyecek seviyelere yükseldiğini söylemişti. Kapitalizmin çok yakında bir global krizle karşılaşacağını öngören Minsky, bu duruma düşen şirketlerin gittikçe arttığını görüyordu ve ekonomi yönetimlerinin içine düştüğü durum körlüklerini eleştirdiği için, sermaye tarafından acımasızca eleştiriliyordu. Sonuç, 2008 yılında yaşanan büyük ekonomik krizdi ve global krizin geleceğini herkesten önce gördüğü için, karşılaştığımız global krize şu ad kondu: “Minsky Moment”  (Minsky Anı)

 

Minsky’nin birkaç çok önemli öngörüsü vardı:

  1. Uzun süren büyüme dönemlerinde, şirketler ve kişiler gittikçe daha büyüyen riskler alırlar.
  2. Daha çok gelir elde etme adına risk alanlar arttıkça, ekonomik yıkım yaklaşıyor demektir.
  3. Borçlarını kârlarıyla ödeyemeyen şirketler veya gelirleriyle ödeyemeyecek duruma düşen kişiler, gittikçe daha fazla borçlanırlar. Ancak, bankalar durumun farkına varıp kredilerini kısmaya başlamışlardır.
  4. Bu gelişmeler öyle yavaştır ki, merkez bankaları dahi durumun farkına varamayabilirler. 
  5. Hükumetler ve merkez bankaları, bu gelişmeyi kapitalizmin serbestisi içinde görürler ve sisteme müdahale etmekte gecikirlerse kriz geliyor demektir.

Dünya'da ekonomik krizlerin niçin belirli bir periyod da sürekli yaşandığını sanırım anlamış oldunuz...

 

Gün itibari ile varlık değerleri düşüyor mu? Evet.. Kredi=Teminat=Varlık (asset) zinciri doğru mudur? Evet.. Varlıkların ani bir değer kaybında, bankaların krediyi kesip sadece borçları tahsil edeceği an yani “Minsky Moment” geldiğinde bu borçlar nasıl ödenecek?

 

2008 krizinde ödeme güçlüğüne düşen müşterilerin varlıklarına haciz uygulayan finans kuruluşları, bir anda hızla düşen varlık fiyatları ile karşı karşıya kaldılar. Çünkü talep düşük ve arz yüksekse varlığın değeri düşer. Bunun sonucunda ekonomik dalgalanma (Business Cycle) yerini kredi dalgalanmasına (Credit Cycle) bıraktı ve batacaklarını hiç düşünemeyeceğimiz pek çok dev banka ya battı yada başka bankalarla birleşmek zorunda kaldı.

 

Yakında bankalarımızın da aynı akıbete uğrama ihtimalini göz önünde bulundurun...

 

MEVDUAT, KALKINMA VE YATIRIM BANKALARI İLE KATILIM BANKALARI

TOPLULAŞTIRILMIŞ BİLANÇOSU:

 

parban_001.jpg

 

  • Beğeni 4

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
aex1    67
aex1

Teşekkürler. Bunu pdf olarak sakladım. Teknik teferuatlar haricinde fikrim buydu zaten. Şimdi daha belirgin oldu. Bunu ekonomistler özellikle okumalı derim. Piyasada öyle geçinenler yüzünden bu hallerdeyiz. Öteki sebepleri zaten konuşamıyoruz. o.O

tarihinde Nautilus tarafından düzenlendi
imla, messenger dili

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
elbais    1.690
elbais
aex1, 15 saat önce tarihinde yazdı:

2013 ile 2017 ilk ayı arasında 66% totalde artış var ...bu yükümlülük artışı derken eksi hanemiz mi demek...artı hanemiz nerede o zaman ? Detaylandırabilir misin musait bir zamanda ? teşekkürler....Bankalarda mevduat da artmış....millette para var ama çevrim dışı mı demek oluyor ?

 

Bu, Merkez Bankasının bilançosu yani "Analitik Bilanço". Farklı bir okuma tekniği gerektirir. TCMB Para basma yetkisine sahip olduğu için senyoraj geliri elde eden, yasal regülasyon kurumudur. Mevduatlarında bulunan değerlerin büyük kısmı teminata yönelik değerlerdir, teminat ve karşılıklar sürekli değişkenlik gösterdiği için oradan sağlıklı birfikre ulaşmak çok doğru değil. Yükümlülük artışı eksi oluyor, çıkması garanti olan demek... Muhtemel olan tahsisat olur, karşılık ayrılır..

 

TCMB Bilançosunun varlıklar kısmı:

 

parban_001.jpg

 

IMF tahsisatı dediğimiz şudur; IMF üye ülkeler ile yaptığı yada uzatacağı stand-by anlaşmaları için bazı SDR garantileri/limitleri oluşturur. Bu SDR garantisini alan ülke, örneğin USD ihtiyacı için ABD Federal Reserve Bank'a başvurur, çünkü USD maliyetini en uzun vade ve uygun koşulla yapabileceğin yer burasıdır. Oturur vade ve faiz oranında anlaşırsın, alacağın borca karşılık teminat olarak ta IMF'ten aldığın SDR'ı kullanırsın. IMF'in yaptığı iş budur, anlaşma yaptığı ülkeye kefil olur. 

 

Burada daha giden bir şey yok, IMF'in kefalet verdiği bir ülke borçlarını ödeyemeyecek, temerrüde düşecekte teminat sırası bize düşerse çıkarıp vereceğiz o parayı. IMF ile stand-by anlaşması yapan ülke, anlaşma süresince ve hatta üye olduğu için ila nihayet kontrol ve gözetim altındadır, ekonomik faaliyetini raporlamakla yükümlüdür. IMF tarihinde temerrüde düşmüş ülke sayısı 3... Batmış ülke yok, çünkü o zaman IMF'in geçerliliği kalmaz.

 

Yani bu "biz IMF'e borç verdik lafı", oyundur oynaştır...

  • Beğeni 1

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
aex1    67
aex1

Teşekkürler........Eskiden IMF'den 1 dolar teminat almak için gereken virtual potansiyel 1,2 dolardı ise şimdi 2 veya daha fazla katı potansiyel gerekli bu idüğü kötü profil altında herhalde...IMF destek olup bu çamuru büyütmek ister mi ? yoksa kurumasını mı bekler.....

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
elbais    1.690
elbais

Bu yazımı eski forumda yazmıştım. Bu tip bilgi ihtiva eden yazıları bu başlığa toplayacağız. O yüzden buraya da kopyalıyorum...

 

Tarih dersi bedava!

 

Küresel dünya düzeninde ülkelerdeki ekonomi yönetimi, finans kapital yani kreditörlerin ita amirliği altında şekillenir.

 

Çünkü gelecek kredinin, dış yatırımcının, malınızı ihraç edeceğiniz yada malını ithal edeceğiniz şirketlerin hinterlandı içine girdiğinizde size bu kurallar dayatılır.. Tabii eğer bir ABD, Aşmanya, Japonya vs.. değilseniz.. ki biz değiliz..

 

Halen eski zamanlarda yaşadığınız krizlere öykünerek bir kriz görmek arzusundaysanız size maalesef demek zorundayım.. Lakin şimdiki zamanda finans kapital çok daha insafsız ve merhametsiz.. Hiddetli olmak meselesi ise çoktan terk edildi, çünkü o kısa süreli kâr anlamına geliyor..

 

Dünya ekonomi tarihinde Panama Kanalı meselesi önemli bir değişimi başlatır. Çünkü finans kapitalin hakim gücü azametli tarihinde "gümüş karşılığı" ndan "altın karşılığı" na geçtiği gibi zamanı gelince, "para arzı" nı kontrol etmek yerine "kredi plasmanı"nı kontrol etmeye karar vermiştir.

 

Biraz finans dünyası hakkında araştırma yaparsanız türev enstrümanlarda leverage (kaldıraç) ve zaman arbitrajı ile assetlerin (varlıkların) nasıl evrimleştirilerek 10-20-30'lu yıllara yayıldığını, bu "olmayan para" ile yaratılan krediler vasıtası ile ülkelerin ve vatandaşlarının nasıl fiktif (Gerçekten öyle olmadığı halde öyle sayılan) değerlemelere dayandırılan hiç bitmeyecek borç sarmallarına sokulduğunu anlayabilirsiniz...

 

Geçmiş, geleceğe bakan bir aynadır...

 

Size çok yakın tarihten ve bize çok benzer bir ülkeden örnek vereceğim...

 

Paul Krugmann, Nobel ödüllü bir ekonomisttir ve özellikle krizler, varoluşları ve sonuçları konusunda Dünyanın önde gelen bilim adamlarındandır..

 

Krugmann'ın "The Return of Depression Economics and the Crisis of 2008" isimli kitabında aşağıda özetle yazacağım hikayenin ayrıntılarını okuyabilirsiniz;

 

1980'lerden başlayarak 1990 yılların başlarına kadar doğrudan ve finansal dış yatırım çeken, nüfusu yaklaşık o zamanlarda 70 milyonlarda dolaşan "Asya Kaplanı" lakaplı Tayland'ın öyküsüdür bu..

 

Tayland Krallığı küresel sanayi ve sermayenin yeni gözdesiydi, çünkü ülkede gücü elinde toplamış güçlü bir siyasi figürü vardı ve her türlü anlaşma bu kişinin onayına tabiydi..

 

Yıllık büyüme 9% seviyelerinde, enflasyon çok düşük, 3.4–5.7% arası, kamu borcu düşük, dış borcu 1991 yılı itibari ile toplam ihracat rakamından daha az, bütçesi hemen hemen açık vermeyen bir ülke durumunda..

 

Ülkeye giren yüksek miktardaki dış yatırımı, ünlü müteahhitlik firmaları vasıtası ile İnşaat sektörüne kanalize eden, çok genius bir ekonomi yönetimi var..

 

Tayland'ın düşük kamu borcuna karşılık o yıllarda küçük bir sorunu var; özel sektörün yurt dışına olan yüksek miktarda cari açığı...

 

O yıllarda dışarıdan ülkeye akan doğrudan ve finansal yatırımın cazibesine kapılan Tayland Merkez Bankası (BOT), borçlanmayı teşvik etmek için sektörlerin kırılganlıklarını arttırmak pahasına düşük kur politikası uyguluyor..

 

23 Şubat 1991 tarihinde Başbakan Chatichai Choonhavan'a karşı General Sunthorn Kongsompong tarafından darbe yapılır.. Ülke güçlü yolsuzluk iddiaları ile siyasi bir krize girmiştir..

 

1994'ten başlayarak 1995'e gelindiğinde yabancı yatırımcılar ülkeden yatırımlarını çekmeye başladılar.. Ülkede Amerikan Dolarına olan talep arttıkça para birimleri olan Baht hızla değer kaybetmeye başladı..

 

Bu olaylar olmaya başladığında ülkenin ekonomi yönetimi önce "ekonomimiz sağlam" diyerek durumu önemsemez gibi davransalar da ilerleyen zamanda piyasadaki Baht miktarını azaltarak hızla değer kazanan Amerikan Dolarını durdurmaya çalıştılar..

 

Tayland Merkez Bankası (BOT), rezervlerindeki hızlı erimeye rağmen faiz yükseltmek yerine piyasaları "izleme-bekleme-görme" stratejisi ile oyalamaya çalıştı..

 

1997 Yılının 2 Temmuz tarihinde, Tayland Merkez Bankası para birimi olan Baht'ı 50%'den (1) daha yüksek bir oranda deavüle eder..

 

Bu şekilde Tayland'da pimi çekilen ve güçlü bir patlama yaratan "Asya Krizi" pek çok ülkeyi de etkisine alır.. Aynı yıl IMF tarafından 17b. USD'lik bir finans paketi ile ülkeye müdahale edilir ve ekonomi kendini 2001’e kadar toplayamaz...

 

Çünkü yıllarca ülkeye gelen "bol para" karşılığında, marka yaratmak, teknoloji üretmek ve katma değerli üretim yerine "İnşaat" yapan Tayland'da "toplam faktör verimliliği" (2) çok az artmıştı.. Para akışı kesilince ve borçların ödeme zamanı geldiğinde...

 

Ekonomi tarihinde buna benzer; Endonezya, Meksika, Arjantin gibi pek çok örnek var..

 

Şimdi; koyu ile yazdıklarım size tanıdık geldi mi?

 

Finans kapital, oyunun senaryosunda temel stratejiyi sabit tutarak sadece farklı mekanlarda çekimler yapar ve para asla uyumaz, hiç kimseyle de aşk yaşamaz.. (sinemayı seviyoruz ya oraya da bir selam çakayım)

 

Herkese iyi uykular...

 

 

 

 

 

NOT: Almanya'yı Aşmanya yazmışım, nazarlık olarak kalsın.. düzeltmeyeceğim :D

 


(1) Burası biraz tartışmalı, çünkü o dönemde ülkedeki finansal veriler hükümet tarafından manipüle edildiği için 40%'den başlayıp 54%'ye kadar telaffuz edilen develüasyon oranları var..


(2) Toplam Faktör Verimliliği: Üretimde kullanılan tüm kaynakların verimliliğini dikkate alınarak, ilave işgücü veya sermaye olmaksızın ekonominin üretmeye devam ettiği değerlerin toplamı. Cobb - Douglas Üretim Fonksiyonu formülüne dayanır ve toplam faktör verimliliğinde artış sağlayamayan ülkeler, orta yada uzun vadede sürdürülebilir ve tatmin edici bir büyüme performansı gösteremezler..

  • Beğeni 1

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
elbais    1.690
elbais

620x370.jpg

 

 

Keynes ve Minsky; Krizler ve Devletlerin Rolü

 

Nolan mı? Tarantino mu? :) İkisi de... Çünkü sinema :)

 

Pardon konu bu değildi :)

 

Biraz akademik üstü televole soslu yazacağım ki, konunun sıkıcı görünümünün altında aslında ne kadar hayata dair olduğunu anlatabileyim.

 

Kişilerin ve olayların irdelenirken dönemin koşullarının, olay örgüsünün göz önüne alınması çok önemli. Günümüzde yapılan hata; bugünün verisi ve bilgisi ile geçmişi, yapılanları ve sonuçları yargılamaktan ibaret maalesef. Oysa ki geçmiş zaten geçti, onunla kavga etmek yerine, doğrusu hatası neyi varsa ondan faydalanmaya çalışmak çok daha doğru.

 

1929 Büyük Buhranı, "Kara Perşembe" borsanın çöküşü gibi daha çok ABD'de yaşanmış diye bilinen, aslında Dünya çapında toplam üretimde 42% ve ticarette 65% azalmaya yol açmış, Kuzey Amerika, Avrupa ve hatta sanayileşmiş tüm ülkelerde yıkıcı etkileri olmuş küresel bir krizdi. Bu krizin nedeni kısaca Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşının da sebebi kısaca Büyük Buhrandır. Etkileri anlamında I ve II Dünya Savaşları kadar büyük zararlara yol açan bu krizlere sadece ekonomik açıdan bakmak yanılgısına düşmeyin, her kriz aynı zamanda siyaset, politika, finans kapital ve sosyolojik olarak ele alınmaz ise anlaşılamaz ve gereken sağlıklı çıkarımlara ulaşılamaz.

 

Büyük Buhran 1940'ların başlarına kadar sürdü, yaklaşık krizin ikinci yarısında yani 1936 yılında, Keynes'in meşhur yapıtı "The General Theory of Employment, Interest and Money" (İstihdamın, Paranın ve Faizin Genel Teorisi) yayınlandı. Keynes tam da yukarıda bahsettiğim gibi ekonominin yanında insan faktörünü, davranış biçimlerini önemsiyordu. Herkesçe malum, Keynes güven olgusunun iktisadi faaliyetler için temel oluşturduğunu söyler. Ona göre, girişimci yatırımı ile ilgili beklentilerini oluştururken kararlarını anlık iyimserliğe bağlı olarak alır ve bu yüzden yatırım kararları subjektif oluşur. Hatta bu davranış biçimine de "Animal Spirits" adını verir.

 

Keynes’e göre yatırımlarla ilgili üç tip risk vardı; bunlardan birincisi doğanın kendisinde olan ve yok edilemeyen belirsizlikleri, ikincisi finansal varlıkların reel değerindeki değişikliklerden dolayı oluşan servet kayıpları ve sonuncu risk ise ahlaki tehlikedir. Yatırımcı yatırım kararlarını bu üç risk altında gerçekleştirmektedir. Örneklememiz gerekirse, Büyük Buhran öncesindeki en önemli olaylardan birisi, 1928'de gerçekleşen Florida Gayrimenkul Krizidir. İklim şartlarının diğer şehirlere göre daha iyi olmasından dolayı Turizm patlaması yaşanacağı düşünülen Florida da seyahat olanaklarını gelişmesi ile beraber gayrimenkul fiyatlarının yükseleceği düşüncesi talebi patlatmıştır, ancak hiç hesapta olmayan bir kasırga neticesinde insanlar ölür, binlerce ev yıkılır, sel şehri tarumar eder. Sonuçta oluşan spükülatif balon patlamış, evler değerinin çok altında dahi satılamaz hale gelmiştir.

 

Keynes belirsizlikler konusunda devlete bir rol biçer. Ona göre devlet, stratejik yatırımların belirsizlikler içinde yapılmasından dolayı risk almakta, üretim ve istihdam tehlikeye düşebilmektedir. Bu yüzden devletin üretim ve istihdamın optimal düzeyde devam ettirilmesi ve refahın belirli bir düzeyde tutulabilmesi için belirli bir oranda yatırım organizasyonunun içinde olması gerektiğini savunmuştur. Aslında bu iki açıdan önemliydi, birincisi "serbest piyasada toplanan riski dağıtmak"(1) anlamına da geleceği gibi "sermaye üzerinde bir denetim mekanizması" da oluşturacaktı. Keynes ve Minsky'nin buluştukları yerde tam olarak burasıdır.

 

Hyman Minsky, borç–gelir ilişkisinin bozulması sonucu ortaya çıkan istikrarsızlık kavramını “Finansal İstikrarsızlık Hipotezi” ile açıklar. Finansal İstikrarsızlık Hipotezine göre finansal krizlerin ortaya çıkış nedeni finansal sistemdeki aşırı borçlanmadır. Kapitalist bir ekonomide ekonomik birimlerin davranışı yatırımın seyri ve getirisi ile doğrudan ilişkilidir. Sermaye ve varlık fiyatları cari yatırımı yönlendirirken finansal piyasalardaki sözleşme yükümlülüklerinin karşılanması konusundaki güven düzeyi de finansal beklentileri ve riskleri belirlemektedir. Bu her iki durum ekonomideki kâr oranları ile yakından ilgilidir. Şöyle ki; ekonomide kâr beklentilerinin yüksek olması cari dönem yatırım harcamalarının artmasına neden olacaktır. Olası bir sermaye yetersizliği durumunda bu yeni yatırımlar borçla finanse edilecektir. Finansal İstikrarsızlık Hipotezi’ne göre yatırımcılar yeterli kaynakları olmasa dahi ekonomide kâr fırsatlarının ortaya çıkması durumunda finansal piyasadan borçlanma yoluna yönelecektir. Bu borçlanma durumunda başlangıçta ekonomide genişleme gözlenirken, aşırı borçlanma sonrasında daralma yaşanacaktır.

 

Bu yüzden Minsky ekonomilerde yaşanan krizleri yatırımların nasıl finanse edildiği ile ilişkilendirir ve finansman faiz ilişkisi ile kamu maliyesinin düşük faiz baskısının sonucunda karların düşeceğini, bununda krizleri doğurduğunu söyler.

 

Hülasa Büyük Buhran'dan sonra Keynes'in ekonomik düşünceleri pek çok ülke tarafından uygulanmış ve başarılı olmuştur. Fakat kapitalist sistemde kararları iş adamları ile finans dünyası alır ve bunlar üzerinden devletlere hükmetmek ister. Keynes'in ekonominin yatırım tarafında devlete biçtiği rol hoşlarına gitmez. Bu yüzden Post Keynesyen bir ekonomist olan Minsky, kurum/ürün çeşitliliğinin denetlenemediği ekonomik atmosferin kriz üretme riskine karşılık şirketlerin ve finansal kurumların devletlerce denetlenmesi ve buna uygun mekanizmaların oluşturulması gerektiğini söylemektedir.

 

Keynes mi? Minsky mi? ikisi de... çünkü ekonomi ;)

 

9ee.gif

 

(1) İktisatçı Tobin bu düşünceyi daha sonra "Makroekonomik Portföy Teorisi" olarak geliştirmiştir.

  • Beğeni 2

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
Paradigma    142
Paradigma

Böyle şeyler de var sos olsun :) 

 

  • Beğeni 3

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
aex1    67
aex1

Teşekkürler @elbais  Bunu not almakta fayda var...%100 aynı fikirdeyim...

tarihinde aex1 tarafından düzenlendi
  • Beğeni 1

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş

Yorum yazmak için hesap oluşturun veya oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×