Jump to content
hasangdr

Persona (1966)

Tavsiye Edilen İletiler

hasangdr    1.151
hasangdr
Persona
  8.1/10
  6,4/10
  • Ülke
    İsveç
  • Tür
    Dram, Gerilim
  • Dil
    İsveççe, İngilizce
  • Süre
    85 dk
  • Vizyon Trh
    18 Ekim 1966

IMDb ID tt0060827

Persona (1966)

Ingmar Bergman, arka arkaya ses getiren filmlerine 60’ların ikinci yarısında etkilendiği psikanaliz üzerine çektiği film ile devam etti. Filmin ana teması, kişilik değişimi, toplumsal maske ve ruh arasındaki ilişkiye dayanıyordu. Bibi Andersson’ın bir hemşire rolünü, Liv Ullmann’ın ise bir aktrisi canlandırdığı Persona’da ikili arasında bazen cevapların bile olmadığı diyaloglar yaşanırken, Bergman gerçek ve hayalin ilişkileri üzerine görkemli bir film gerçekleştirdi.
Son güncelleme

 

large.591b55e43409d_Persona_inceleme(1).jpg

 

Öncelikle belirtmeliyim ki yazıyı nereye ekleyeceğimi şaşırdım. Zira aşağıda okuyacağınız satırlar "Persona" için bir incelemeden çok gördüğüm hissettiğim noktalara birer bayrak dikerek bahse konu olan yapıtın etrafını çevreleyebilmektir. Kaldı ki bu kelimeler dahi biraz cüretkar kalmakta. O yüzden yazıyı bu bağlamda ele alır ve bu şekilde yargılarsanız sevinirim. Çünkü birçok filme ve yönetmene referans olmuş, esinlemeler ve saygı duruşlarıyla an be an karşımıza gelen sinema tarihinde mihenk taşı hükmünde bir filmdir "Persona" . Bu yazı daha ileri tarihte yazılmayı düşünülen bir yazıydı esasında. Beni bu aceleye sürükleyen sebep nedir bilmiyorum. Bir ihtimal siz dostlar ile bir an evvel hissettiklerimi paylaşmak. Bir başka ihtimal ustaya saygının bir ifadesi olarak konuşmak konuşmak konuşmak... Bir ihtimal daha var gerçi... Bergman ile tanışmam En, Pasion ile oldu. Daha doğrusu En, Pasion daki bir kare ile. Arkasından "Yaban Çilekleri" -ki bu başka bir yazının konusu olmakla birlikte birilerinin (o kendini biliyor) topladığı yaban çileklerini soforamıza koymasını bekliyoruz- ve son olarak "Persona" . Anhası minhası 2-3 gün önce bu başyapıt, ceviziçi, içbadem, gönül soframızda baş köşeye kurulmuştur.

 

large.591b566358300_Persona_inceleme(2).jpg

 

Filmin ismiyle başlayalım. "Persona" tiyatroda oyuncuların kullandıkları maskeye verilen isim. Bu noktadan baktığımızda Bergman daha filmin ismiyle ve afişiyle beraber size nasıl bir yolculuğa çıkacağınızın ipuçlarını veriyor. Bir söyleşisinde: "Bir gerçeklik krizi beni düşüncemi açıklamaya yöneltti. Gerçek nedir ve kişi ne zaman gerçeği söylemelidir? Cevabı o kadar güç geldi ki, sonunda gerçekliğin tek biçiminin sessizlik olduğunu düşündüm. Sonunda bir adım daha ileri giderek,bunun da bir rol bir cins maske olduğunu keşfettim. İhtiyaç duyulan şey bir adım ötesini bulmaktır" der. Her şey, her konuşmamız, her hareketimiz yüzümüze taktığımız bir maske. Elisabet Vogler, bir tiyatro sanatçısıdır. Bir gün Elektra'yı oynarken aniden susar ve gülmeye başlar. Ertesi gün büyük bir sessizliğe kendini hapseder ve bir daha konuşmaz. [Aç parantez] Elektra mitolojide intikam karakteridir. Babası "Elis" şehri için kendi kızını kurban etmek zorunda kalmıştır. Buna kızan annesi babasını düşmanıyla aldatır ve sevgilisiyle beraber öldürürler. Elektra da erkek kardeşine annesini öldürtür. [kapa parantez] Elektra, intikam, kurban ve aynı zamanda dişiliğe bir atıftır. Keza filmin başındaki karelerde kurban edilme sahnesinin bir açılımıdır. Bergman girizgâhı bir çekirdek nüvesi, bir fihriste yoğunluğunda hazırlamış. Başlangıç ve cast sahneleri teker teker ileride dallanıp budaklanıp bir ağaç haline geliyor. Esasında Bergman simgesellikten uzak olduğunu, uzak durduğunu söylese de izlenim ve düşlerle donattığı filmlerde simge ve betimlemelerin ve dahi teşbihlerin fazlasıyla olduğunu görebiliriz. Yaban Çilekleri'nde Borg'un uyanıkken kendine söyleyemediği sözleri ruyalarında söylemesi, ölümden sonraki zamansızlığa işaret eden saatler, fedakarlığın bir simgesi olarak ekrana düşen çarmıha gerilme, ölümün ve hayatın aynı kaynaktan beslendiğine işaret edercesine morgda uyanan bir çoçuk ve daha ötesi ana rahminden annesinin kimlik kamaşasını hisseden ve ona dokunmak isteyen eller... Ve tabii ki ayrıntıdan genele geçiş yaparcasına gözümüzün önüne gelen kareler: 

 

Film karbon lambasının elektrotlarının yavaşça iletkenleşmesiyle başlar. Sonradan gözümüzün önüne serilen kareler için Bergman bir söyleşisinden şunları söylemektedir: "Filmin başındaki montaj, kişisel durumumla ilgili bir şiire denk gelir." İhtiras ve fedakarlıklarımız, arzularımıza kurban ettiklerimiz, korkularımız, kirlenmiş saflığımız, oyunlarımız, çocuksuluğumuz geçer şiirde. Nedense film başlarken alakasız şekilde bir çağrışım oyununun içine düştüm. Işık çaktığında aklıma Can Yücel'in aşağıdaki mısraları geldi... Zaten ne diyor Bergman: "Kalkış noktamın, zihinle ya da simgecilikle çalışmak gibi bir şeyi yok; düş ve izlenimlerle, umut ve arzuyla, ihtirasla işim var." Bir bulmaca çözmüyoruz, ustanın düşlerine dokunmaya çalışan kör kibrit satıcıları gibiyiz/im.

 

Kibrit çakıyorsun karanlıkta
badem çiçeklerini görmek için
Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift
sarnıç gemisi gözlerin
Bir iş açacaksın sen başımıza
yangın mı olur artık, bahar mı?

 

Alakasız çağrışımları bir kenara bırakıp, alakalı çağrışımlarla yolumuza devam edelim. "Alma" İspanyolca ruh anlamına gelen dişi (feminen) bir kelime, aynen "Persona"'ın dişi olması gibi. Yüz ruhumuzun bir aynası mıdır? Yoksa dev aynalarda gördüğümüz bir suretten mi ibarettir? Gerçekliği "sessizlik" te arayan Bergman sanırım bu sessizliği bozmaya çalışan hemşire Alma'nın ismini lalettayin bir şekilde seçmemiştir. Belki de seçmiştir de tesadüflerin, kaosun bilinci bize bu detayı armağan etmiştir. Bilemiyorum... Bu bağlamda "Alma" karakterinin eğer masaya yatırırsak "Elisabet" in gerçeği ararken ki sergilediği duruşu, seçimi irdeleyen sorgulayan ve içten içe kemiren bilinçaltı gibi "Elisabet" i zorlamaktadır. Burada hastanedeki doktorun söyledikleri manidardır aslında: 

 

"Var olmayı boş yere hayal etmek. Öyleymiş gibi görünmemek, gerçekten olmak. Uyanık olduğun her an tetikte. Başkalarına karşı sen ile yalnızken ki sen arasındaki uçurum. Baş dönmesi ve sürekli açlık, açığa vurulmak için. İçinin görülmesi için hatta parçalara ayrılmak ve belki de tümüyle yok edilmek için. Sesin her tonu bir yalan, her davranış bir aldatmaca, her gülümseme aslında yüz ekşitme."

 

"Başkalarına karşı sen ile yalnızken ki sen arasındaki uçurum."

Bana şaşı diyen bari badem gözlü olsa... Hayatımız boyunca insanların yüzlerindeki maskelerden şikayetçi olduk/m. Yalancılıklarından, yapmacık gülümsemeleri her yüzümüze vurduğunda biz de aynı yapmacık tebessümleri fırlattık/m. Bazen alıp başımızı "Zerdüşt" gibi dağlara çıkmak istedik/m. Tüm dünyayla olan iletişimi kesmek, insanlardan, uzaklaşmak, eli eteği çekip halkın içinden kendimizle baş başa kalmayı istedik/m. Yahut bazen o kadar kırılgan olduk/m ki kimseyle konuşmamayı, sevmemeyi, nefret etmemeyi tercih ettik/m. İğrendik/m, tiksindik/m aynadaki yüzüm(e)üze bakmadan, bize/bana yalan söyleyen tüm insanlardan. Oysa herkes kendi yapmacıklığından, maskelerinden kurtarsa diğer insanları, herkes önce kendi evini temizlese, başkasına karşı değil kendine bir tepki olarak kapatsak kendimizi suskun bir hapishaneye bu dünya ne kadar da yaşanabilir olurdu. İşte Elisabet'in duruşunda da böyle bir ruhsal seçim var. Kendini kurtarmak için değil, başkalarını kendisinden kurtarmak için susmayı tercih ediyor. 

 

"Ama hareket etmeyi reddedebilirsin. Konuşmayı reddedebilirsin. O zaman en azından yalan söylemezsin. Böylece düşünceye dalıp, kendi içine kapanabilirsin. Artık rol yapmaz, herhangi bir maske takmaz ve yalancı davranışlarda bulunmamış olursun. Sen öyle sanırsın. Ama gerçek inatçıdır. Saklandığın yer su geçirmez değildir. Yaşam dışardan sızar içeri. Ve tepki vermek zorunda kalırsın. Hiç kimse de bunun gerçek olup olmadığını, sen içten misin yoksa yapmacık mısın diye sormaz. Bu soruların önemsendiği tek yer tiyatrodur. Hatta orada bile fark etmez. Seni anlıyorum, Elisabet. Kendini bırakmanı, hareketsiz kalmanı hayali bir sistem içinde apatiye girmeni anlıyorum. Seni anlıyorum ve seni takdir ediyorum. Hevesin gecene, tüm ilgin bitinceye kadar bu rolü oynaman gerektiğini düşünüyorum. O an geldiğinde diğer rollerini bıraktığın gibi bunu da bırakırsın."

 

Evet gerçeğin, salt gerçeğin arayışında susmak dahi bir maskeden bir rolden ileri değildir. Gidilecek son nokta "eureka" değildir. Belki bir basamak yukarısıdır fakat zirve değildir. Burada hemen bir geçiş yapmak istiyorum. İki usta arasında bu kadar paralellik gerçekten kayda değerdir çünkü. Tarkovsky "Stalker" 'da ölüm ve canlılığın açılımını bize verirken şu cümleleri sarf eder:

 

İnsan doğduğunda güçsüz ve uysaldır, öldüğünde ise, katı ve duyarsızdır. Bir ağaç büyürken hassas ve esnektir, ama kuruduğunda ve sertleştiğinde ölür. Sertlik ve güç, ölümün refakatçisidirler. Uysallık ve güçsüzlük, varlığın canlılığının dışa vurumlarıdır. Çünkü katılaşan hiçbir zaman kazanmaz.

 

Bu cümleler başka bir yazıya saklanmış olsalar bile bir ustayı başka bir ustanın yorumuyla açmalı ve hiç olmazsa zihnimize küçük rüşvetler vermeliyiz. Bu nasıl bir rüşvettir ki bir inci tanesi gibi algı hazinemizin en nadide parçalarından biri olmuştur. Elisabet'in sertliği ve suskunluğu Alma'nın çocuksuluğu ve canlılığı ile kırılma noktasına gelişi işte bir kaç paragraf yukarıdaki cümlelerin sahibi olan doktorun (belki de Bergman'ın) onları kendi yazlığına, daha doğrusu Elisabet'in ve Alma'nın yalnızlığına/inzivasına göndermesiyle olur. Uzun süre bu soyutlamada başarılı olan Elisabet içeriye sızan, ağzı açık bırakılmış -ki bence burada mektubun ağzının açık olması alter ego dediğimiz ve dış dünyadan soyutladığımız bilinç altımızın bilinç ile olan bir kesişmesidir- bir mektup ile kırılmaya uğrar. Ve asıl bilinçlilik, farkındalık Elisabet'in canının bir cam kırığı ile yanmasıyla, -yani bir noktada ölüm korkusu ile- doruk noktasına ulaşacaktır. Ve film burada kopar.... Maskeler düşer. Akıl ve ruh, bilinç ve bilinçaltı keskinleşir ve kesişir. Elisabeth, Alma'nın dudaklarıyla konuşmaya; Alma, Elisabeth'in kulaklarıyla duymaya başlar. "Bu önemli bunu konuşmalıyız..." Evet gerçekten de önemlidir. Her şeyden önce maskelerin düşmesi için kendimizi çarmıha gerecek kadar ve tutkularımızı kurban edecek kadar cesur olmalıyız. Önce kendimize itiraf etmeli, kendimizi yargılamalıyız. O sahne... Beni alıp bitiren, öldüren oradan oraya savuran o müthiş monolog. Bunu konuşmalıyız diyorum ve burada bir parantez açıp kapatmıyorum. Fakat şu kadarını söylemeliyim yine ustanın kendi sözleriyle: 
Dinlenilen ve anlatılan şey aynı değildir.

 

Açık parantezleri kapatmanız ümidiyle... Ve umarım cesaretimi bağışlarsınız.
Muhabbetlerimi sunarım efendim.

 

-------------------

 

Eski sitede @yoruk'un 23 Ekim 2008'de yazdığı incelemedir.

tarihinde hasangdr tarafından düzenlendi
  • Beğeni 3

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
yoruk    143
yoruk

@hasangdr

Eline sağlık dostum ya çok ahım şahım bir yazı olmasa da kaybolup gitmesinden iyidir :beer::fl:

  • Beğeni 2

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
hasangdr    1.151
hasangdr

Ne kurtarırsak kârdır. :)

  • Beğeni 1

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
SABRE    887
SABRE

Vayy @yoruk abide ne cevherler varmış. :D Devamını bekliyoruz. :P 

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş
birkante    112
birkante

Güzel ve de özel filmdir :21:

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş

Yorum yazmak için hesap oluşturun veya oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap


  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

Hakkımızda

2004 yılında Divxplanet domain adıyla başlayan gelenek, daha sonra altyazi.org ve şimdi de planetdp.org olarak devam ediyor. Türkiye'de popülizm tuzağına düşmeden, tüm sinemaseverlerin uğrak noktası, kaliteli çeviri geleneğinin adresi planetdp.org

 

Yenilenen Site ve forum yapısı, her gün geliştirilen portal ve altyazı veritabanı, kullanıcıların katılımı ve yönetimin desteği ile kısa sürede sinemaseverlerin beğenisini kazandı. Siz üyelerimizden gelen görüş ve eleştirilerle sistemi maksimum fayda sağlayacak şekilde dizayn etmeye devam ediyoruz.

    Yöneticilerimiz

  • mnfc
    mnfc *Admin
  • awalanche
    awalanche Admin
  • SABRE
    SABRE Admin
  • Putte
    Putte *Admin
  • Emre
    Emre Admin
  • yoruk
    yoruk Admin
  • Tuğrul Akça
    Tuğrul Akça Admin

Bizi takip Edin

Haberler

FACEBOOK

TWITTER

×