Jump to content
Coilbone

Forrest Gump (1994)

Tavsiye Edilen İletiler

Coilbone    450
Coilbone
Run Forrest Run...

 

MV5BYThjM2MwZGMtMzg3Ny00NGRkLWE4M2EtYTBiNWMzOTY0YTI4XkEyXkFqcGdeQXVyNDYyMDk5MTU@._V1_SY1000_CR0,0,757,1000_AL_.jpg
 
Uyarı: İzlemeyenler için keyif kaçırıcı bilgiler içermektedir.
Forrest Gump
  8.8/10
  7,8/10
  • Ülke
    ABD
  • Tür
    Dram, Romantik
  • Dil
    İngilizce
  • Süre
    142 dk
  • Vizyon Trh
    23 Haziran 1994

IMDb ID tt0109830

Forrest Gump (1994)

Forrest Gump, zeka seviyesi 75 olan bir erkeğin hayatını ele alıyor. Zeka seviyesi nedeni ile devlet okullarına girmekte bile zorlanan Forrest Gump zamanla akla mantığa uymayan başarılara imza atıyor. Her ne kadar zeka seviyesi düşük olsa da fiziksel olarak son derece sağlam olan Forrest Gump, zamanla gelişen olaylar zincirinde bizi hayal edemeyeceğimiz bir dünyaya götürüyor.
  • Yönetmen
  • Senarist
  • AKA
    Forrest Gump
  • Oyuncu
    Tom Hanks (Forrest Gump), Rebecca Williams (Nurse at Park Bench), Sally Field (Mrs. Gump), Michael Conner Humphreys (Young Forrest), Harold G. Herthum (Doctor), George Kelly (Barber), Bob Penny (Crony), John Randall (Crony), Sam Anderson (Principal), Margo Moorer (Louise), Ione M. Telech (Elderly Woman)
  • Ödül
    6 Oskar kazandı. Başka 39 ödül daha aldı ve 66 kez aday gösterildi.
    Oskar: En İyi Film / En İyi Erkek Oyuncu / En İyi Yönetmen / En İyi Uyarlama Senaryo / En İyi Film Kurgusu / En İyi Görsel Efekt
    Başka Ödüller: Best Director - Motion Picture / Best Performance by an Actor in a Motion Picture - Drama / Best Motion Picture - Drama / Best Special Effects / Outstanding Performance by a Male Actor in a Leading Role / Best Fantasy Film / Best Supporting Actor / Best Foreign Feature Film (Årets utenlandske spillefilm) / Best Edited Feature Film / Funniest Actor in a Motion Picture (Leading Role) Best Actor in a Leading Role
Son güncelleme

 

Bir Film, Dört Bakış:

I

@-andromeda-;

Her şey Amerikan Rüyasının en temel öğesi bir banliyöde başlar. Filmin başında havada uçuşan tüy, yolculuğunu Forrest'ın ayağının dibinde tamamlar. Tüy masumiyeti anlatır, onun için belli bir rota yoktur, rüzgar onu nereye götürürse, o da oraya gidecektir. Aynı, hayatta tek bir hırsı bile olmayan, etrafına sahte insanları doldurmak yerine, kendine sevdiklerinden bir çember oluşturan Forrest gibi. Kahramanımız yanına oturan bayana hikayesini anlatmaya başlar; Hani şu içimizi ısıtan, sayısız filmden atıf alan, diyalogları ile hafızalarımıza kazınan, çekildiği yıl sinema tarihinin çoğu baş yapıtı ile yarışıp, 6 Oscar ve nice ödül kazanan.

Herkesçe bilinen bir kanı vardır, o da; "Kitaplardan çevirilen filmler kitabı okuyanlarca beğenilmez". Sanırım bu kanıyı yıkan en güzel filmlerden biri Forrest Gump. Kitaptaki karakter her ne kadar düşük IQsu ve tasvir edilen biçim itibariyle Lenny'e benzer yazılmışsa da, Tom Hanks'in bu rolü layıkıyla yerine getirdiği, kazandığı Oscarla birlikte su götürmez bir gerçek. Filmle birlikte Amerikan Tarihine kısa bir gezinti yapıyoruz. Elvis'in hareketini ondan öğrenmesi, Kennedy'e verdiği cevap, Çin'le olan rekabet, siyasi çalkantılar, Vietnam Savaşı... 

 

YDmzEz.png

 

Filme baktığımızda sözün özü: CEHALET MUTLULUKTUR 
Annesinin oğluna, "Sadece aptal olanlar aptal şeyler yapar" sözü ebeveynlerimiz için hiçbir zaman kusursuz evlat olmayacağının göstergesi. Tek başına oğlunu yetiştiren annenin, toplum tarafından gerizekalı olduğu söylenen çocuğunun, normalliğini kanıtlamak ve devlet okulunda kalmasını sağlamak için her şeyi yapabilmesi. Belli ki toplumun baskısının ne kadar büyük olduğunun ve onun normal olması ve hayatını herkes gibi yaşayabilmesi için bir kanıt Annesi ona "Hayat bir kutu çikolata gibidir, payına ne düşeceğini asla bilemezsin" derken her şeye açık olması gerektiğini öğretti. Planlar boşunadır, altında bir sürü şey aradığımız onca şey belki tesadüfidir, her zaman mesaj vermek istemeyebiliriz, belki bu sefer dünyayı biz kurtarmayacağız. Bunu en güzel anlatan filmdeki diyalog: 

-Vay canına Forrest? -Neden koşuyorsun? -Dünya barışı için mi yapıyorsun? -Evsizler için mi? -Kadın hakları için mi koşuyorsun? -Çevre? -Bunu neden yapıyorsun? 


Birinin tüm bunları nedensiz yapabileceğine inanmıyorlardı.

 

Forrest: Canım koşmak istedi.

 

nRZ10V.jpg

 

-Sensin. Gerçekten sen olduğuna inanamıyorum. Sanki kafamda alarm zili çalmaya başladı. Kendime, "işte üzerine düşeni yapan biri." dedim. "İşte yanıtları olan biri." Sizinle her yere gelirim Bay Gump. Böylece bana katılanlar oldu. Sonra daha çok katılan oldu. Ardından daha da çok insan katıldı. Birileri bunun insanlara umut verdiğini söyledi. Ben bunlardan anlamam. -Üç yıl, iki ay, 14 gün ve on altı saat koşmuştum. (Forrest Gump durur. Arkasından koşan insanlar da durur. Forrest döner ve) 
-Susun. susun. Galiba bir şey söyleyecek.
Forrest: Çok yoruldum galiba eve döneceğim.
(Üç yıl, iki ay, 14 gün ve on altı saat koştuktan sonra hiçbir şey olmamış gibi geri dönüp koşmaya başar) 
-Biz ne yapacağız?

 

Evet şimdi ne yapacaktık. Başka kahramanlar bulup, onların arkasından koşmamız gerekecekti. Büyük IQlarımız bizden böyle yapmamızı isteyecekti. Run Forrest Run efsanesi biraz sekteye uğrayacaktı, tozlu raflara kalkacaktı ama olsun. Annesiyle son diyalogları kabul edemeyeceklerini bile basite indirir Forest'a:
-Neden ölüyorsun anne? 
-Vaktim doldu, sıram geldi. 
-Ahhh hayır.
-Sakın korkma bi' tanem, ölüm de hayatın bir parçası.

 

p0lrrJ.jpg

 

Şimdi gelelim filmde beni deli eden karakter Jenny'e. Babasından gördüğü istismar nedeniyle sorunlu bir hayata sahip olan bu arkadaş her şeyi yapar eder ama yine de Forrest'a döner. Onun fırtına sonrası limanı hep Gump'tır. Ondan hiçbir kötülük gelmeyeceğini bilir. O sorgulamazdır, sadece sevgiyi yaşatır, omzunu uzatır. Forrest hiçbir şeyi Jenny ile evlenmek kadar istemez, başına her şey tesadüfen gelir, onun bir isteği yoktur ama bunu istediğini söylerken bile Jenny'nin kalbini kırmak istemez:
(Bu diyaloğun dublajından çok orijinalini daha güzel buluyorum)

Spoiler

"Will you marry me? Id make a good husband, Jenny." 
"You would, Forrest."
"But you wont marry me."
"You dont want to marry me."
"Why dont you love me, jenny? Im not a smart man, but i know what love is"

 

"Benim adım Forrest Gump. İnsanlar bana Forrest Gump derler." diyen birisine güler, kafayı yemiş der geçersiniz ama o çoğumuzun keşfetmediği bir şeyi, sevginin ne olduğunu biliyor ve onu yaşıyordu. Jenny ona beklemediği bir anda geri döndü. O da sevdiğini kabul etti. Zor değildi. Mutluluk ona geri dönmüştü, utangaç tavırlarıyla bize de hissettirdi. Oğlu olduğunda;"O zeki mi yoksa..." diye konuşurken Tom Hanks'i verdiği oyunculuk dersi için ne kadar övsem az herhalde... Jenny'e asıl aptal bu diyerek içten içe öfkelendiğim zaman, tam geçmiş derken kendisinde bir virüs olduğunu (Sanırım bu HIV) açıklar. Hayatını kaybeder. Robin Wright Penn'in yaşadığı gel-gitleri bize çok güzel aktardığı da bir gerçek ama şahsi kanaatim filmde en çok kızdığım karakter Jenny. Teğmen Dan rolünde izlediğim; Gary Sinise (CSI'in karizmatik insanı) tatlı asabiyi çok güzel oynuyor ailesinin askeriyedeki başarısını kendisinden beklenmesi ve kendisinin beklemesi Forrest'ın onu kurtarmasıyla birazcık sekteye uğruyor. Filmin o zamanın teknolojisinin üstünde çalışmalarıyla göz doldurduğu aşikar Teğmenin ayağının bilgisayar teknolojisiyle silinmesi sonradan edindiğim bilgiler üzerine gayet kusursuz gözüktüler. (Filmi izlediğim ilk seferde bu adam bacaklarını saklamayı nasıl becermiş diye epey düşünmüştüm) John Travolta'ya ilk olarak Forrest Gump rolü teklif edilmiş, geri çevirmiş. Sanırım bu yaptığından epey pişman olmuştur. @-andromeda-

 

 

II


@Ithilien;

 

Forrest daha filmin başında aptal biriymiş gibi yansıtılıyor ve çocukluğundan itibaren büyüyünceye kadar sadece başkalarının ona yapmasını söylediklerini yaptığı gibi bir hava veriliyor. Aslında ise Forrest gerçekten yapması gerektiğini hissettiği şeyleri yapıyor, etrafındaki insanlar ve içinde bulunduğu durum nasıl olursa olsun. Bu noktada Forrest'ı özel biri yapan durumsa etrafındaki insanların göremediği veya işlerine gelmediği için görmemeyi seçtiği doğruları ve hayat değerlerini keşfedecek dünya görüşüne sahip olması. Bunlara sıkı sıkıya tutunarak giriştiği her işte, onlardan ilham alması.

Karşılıklı iletişim içinde olduğu birçok kişi ya da farklı bir ifadeyle, içinde bulunduğu dünya düzeni onu katıksız bir aptal olarak görüyor. Fakat film ilerledikçe görüyoruz ki aslında aptallığın peşinde kıvranan hep etrafındaki insanlar. Jenny her yeni adımında başka bir batağa saplanıyor, Dan ise önce ayaklarını sonra ise aklını kaybediyor. Tüm bunlar olurken Forrest çizgisini hiç bozmuyor, etrafına çok basit bir kavramla yaklaşıyor ve her seferinde doğru şeyleri, daha doğrusu kendi doğrularını yapmaya niyet ediyor. Bu noktada aslında Forrest'ın değil ama, dünyanın geri kalanının özürlü olduğu vurgulanıyor.

 

X0maBR.jpg

 

Forrest hikayesini anlattıkça seyirci aslında Amerikan yakın tarihinde rehberli bir tura çıktığını hissediyor. Çünkü o döneme damga vurmuş her olayın içinde Forrest'ı görmekteyiz. Vietnam Savaşı, beyazların zencilere olan bakış açısı, kapitalizm, erkeklerin kadınlara bakış açısı. Forrest ise bu yanlış bakış açısına, önce Vietnam'da savaşıp sonra savaşı şiddetli bir şekilde reddederek (Kalabalığa hitaben yaptığı konuşmada mikrofon kesildiği için duyulamayan bir bölüm var, orada söyledikleri şunlar: "Vietnam'a savaşa giden insanların bazıları, annelerinin yanlarına döndüklerinde bacakları olmuyor, hatta bazıları evlerine bile dönemiyor. Bu çok kötü bir şey. Tüm söyleyeceklerim bunlar.") Bir zenci ile çok iyi arkadaş olarak, sporda ulusal bir kahramana dönüşerek, Jenny'ye tüm sevgisini sunmasına rağmen, o her seferinde başka kişilere yelken açıp onu yüzüstü bıraktığında, hiç kin gütmeyip her seferinde onu kabul ederek cevap veriyor.

Gariptir filmin seveni olduğu kadar birçok da nefret edeni var. Normalde Oscar ödüllerini pek kaale almam, fazlaca spekülasyon yaratan bir durum ama en önemli ödülleri- ki en iyi film ve yönetmen, erkek oyuncu ve uyarlama senaryo- Esaretin Bedeli ve Pulp Fiction gibi birçokları için sinema tarihinin en iyi ilk 10 filmi arasında gösterilecek yapımları geride bırakarak alması başlı başına büyük bir başarı. 

 

Br3qMv.jpg

 

Bir de, John Travolta'nın dışında Bill Murray (Ruhsuz ve durgun görünüşlü karakterlerin adamıdır ama, onu Tom Hanks gibi koşarken düşünemiyorum.) ve Chevy Chase'e de bu rol teklif edilmiş ve reddetmişler. Kitabını okumadım ama film ile alakalı okuduğum yazılardan, kitabının üzerine fazlaca şey koyan ender yapımlardan biri olduğunu biliyorum.


Filmin sonunda Jenny'nin AIDSten ölmesi gerçekten çok manidardı. Biraz da Forrest'a gösterdiği tutumun Tanrı tarafından cezalandırılması gibiydi. Hayat aslında bir kutu çikolata gibi ya, Jenny'nin o çikolata kutusu da Forrest'tı. O bilmese de en lezzetlileri ve onu en çok mutlu edecekler o kutunun içinde saklıydı, ama o ısrarla gözünü başka çikolatalara çevirdi. Ölümü de o ne idüğü belirsiz, düşük kalite çikolatalardan geldi zaten. @Ithilien

 

 

III

 

@cabbaristan;

 

Filmimizin hemen başında kahramanımız Forrest'ın ayakları dibine düşen tüyü alarak bavuluna yerleştirmek için açmasıyla, bavul içindeki düzen, Forrest'ın nasıl değişik bir insan olduğunun ilk göstergesiydi. Adamımız kendini anlatmaya başladığında çocukluğuyla başlayan sıkıntılar ve olayları algılama biçiminde anormallikler öne çıkıyordu ve ilk göze batan şey ise hayatta önceliklerinin neler olduğunu anlamakta zorluk çektiğiydi. Annesin söylediği "Hayat bir kutu çikolatadır Forrest, içinde ne olduğunu asla bilemezsin." cümlesi ile belli ki bize hayattan kesitler vermeye niyetli görünüyordu. 

İlk bakışta Forrest'ın özel yaşamı gibi düşündüğümüz film, bir zaman sonra Amerika'da belli bir dönem içinde gerçekleşen olayları, farklı yönlerden kronolojik bir sıra halinde, Forrest üzerinden bize anlattığını fark ettirmeye başlıyor. Fakat bunu yaparken de seyirci olarak bizi adeta mesaj bombardımanına tutuyordu. İşte bu sırada birden, hasta olan birinin hayatı içinde olan biteni anlatmasından çok, fırsatlar ve rüyalar ülkesi olarak benimsenen Amerikanın her türlü açıyla ele alınıp, yönetmenin Bu Amerika'da neler olabilir ey millet? izleyin ve görün dediğini duyar gibi oluyoruz.

 

NpmzEa.jpg

 

Örnekler o kadar çok ki neresinden başlasak diyeceği geliyor insanın. Zencilerin beyazlarla aynı okula kabul edilmesinin sorun olarak görüldüğü yılların öne çıkarılmasından mı başlasak, yoksa filmde bunun için Alabama'nın kullanılmış olmasından mı? (Alabama günümüzde de hala içten içe ırkçılığın devam ettiği yer ve hala zencilerin girmediği barlar vs. yerler var.) IQ su düşük diye normal okula alınmayan birinin, spor sayesinde üniversiteye kabulünün nasıl gözler önüne serildiğinden mi bahsetsek, ya da aptal veya ne olduğun hiç fark etmez, yeter ki başarılı bir sporcu ol kuralının Amerika'da nasıl geçerli olduğundan mı? Yoksa bacakları demirli ve çarpık diye alay edilen birinin ancak yapabileceği bir dans ile, iyi sunulduğunda bütün Amerikanın nasıl coşabileceğine mi değinsek.

Tabi bu göndermeler sadece gündelik hayatın olan biten tezatlarından bahsetmiyor, dönemin önemli olayları ve siyasi kararları da bir nevi bundan nasibini alıyor. Bu yüzdendir ki filmimizde Elvis Presley'den tut, Başkanlar; Kennedy, Nixon, Ford, Carter, Reagen hepsi resmigeçit yapıyorlar adeta. Hele ki Nixonın Forrest'a Daha iyi bir otel biliyorum diye tavsiye ettiği otelin adının Watergate olmasındaki ayrıntı ve sonrasında da TV den istifa açıklaması çok manidar.

 

2rBD9E.gif

 

Diğer tarafta ise Amerikanın hala sendromları arasında bulunan Vietnam da işin içine katılarak, artık her yönüyle neresinden dalabilirsen dal misali, her ucu açık bir labirent yaratılmış oluyor adeta. Tabii yönetmenimiz hazır bunu yaratmışken boş geçmeyiverelim bari diyerek, savaş sırasında yaşanan olaylar ve sonrasında insanlar üzerinde ki travmaları da unutmamış. Bunu anlamak için hiçbir şey olmaya gerek yok belki de. Teğmen Dan'in konuşmalarındaki şu isyan yetiyor.

Alıntı

Teğmen Dan Taylor: Demek sana Kongre Onur Madalyası verdiler. Sana, televizyona çıkıp, tüm ulusun önünde kendini aptal durumuna düşüren bir salağa, gerizekalıya Kongre Onur Madalyası verdiler.

Forrest: Evet, efendim.

Teğmen Dan Taylor: İşte bu harika. Buna söyleyecek tek şeyim var. Tanrı kahrolası Amerika'yı korusun.

 

Filmde Forrest'ın özel hayatında gelişen olaylarla birlikte Amerikanın gelişimi de aynı şekilde yansıtılmaya çalışılıyor. Yönetmen bunu birçok sahnede ustaca aralara serpiştiriyor. Karides avında ağlardan klozet kapağı, metal kola kutusu gibi malzemelerin çıkması, ayrıca asker postalı ve miğfer çıkması da dikkat çekici. Dönemin savaş izleri oradan da çıkıyor. Bir taraftan da gelişen teknolojiye atıfla, filmin çekildiği tarihi de düşünürsek insanların çevreyi nasıl kirlettiğine daha o zamanlardan işaret ediyor. Hele filmin sonlarında Teğmen Dan sihirli bacaklarını anlatırken; Evet. Yeni bacaklarım var. Özel yapım. Titanyum alaşımlı. Uzay mekiğinde bundan kullanıyorlar. demesi Forrest'ın çocukluğu ile anlattığı güncel arasındaki zaman ve ilerleme farkını çok iyi vurguluyor.

Şimdi aslında işin siyasi anlamda irdelenebilecek pek çok yönü olması bir yana, biraz da Forrest ve çevresindeki insanlarla ilgilenelim. Silah arkadaşı Bubba'nın da Forrest gibi olaylara bakış açısı biraz farklıydı sanki. Sürekli aile geleneği karidesçilikten bahsetmesi ve Vietnam'a geldiğinde bulundukları iğrenç şartlar içerisinde bile sürekli karidesleri anlatması, (yakalama, satma, ticaret vs.) O da Forrest'tan aşağı kalır biri değildi, onun da sorunları algılama ve sıraya koyma biçimi farklıydı. Belki de bu ikisi, o yüzden çok iyi anlaşabiliyorlardı. 

 

mykelti-williamson-pvt-benjamin-buford-bubba.jpg

 

Daha önce de belirttiğim gibi Amerikanın bazı dönemleri, fark edilir ikonlarla belirtilip, filmde vurgulanmaya özen gösterilmiş olması. Bunlardan biri de Beatles'ın efsanevi üyesi John Lennon. Filmin bir yerinde bir TV programında John Lennon ile bir araya gelen Forrest'ın onun için Birkaç yıl sonra İngiltereli o iyi genç adam, oğlunu görmeye evine gidiyordu ve imza dağıtıyordu. Ortada hiçbir neden yokken biri onu vurdu. diye bahsetmesi de çok ilginç. (Lennon sivri bir kişilik ve bazı çevreler için hedef biriydi. (Bkz. aşağıdaki açıklama.) Ancak ölümü çok sonra 1980 de oldu.

Buraya bir küçük paragraf açalım;

Spoiler

Bir İngiliz olmasına rağmen New York aşığı olan ve orada hayatını sürdüren Lennon, Nixon yönetimi sırasında ulusal tehlike olarak hedef gösterilmiş ve sınırdışı edilmek istenmişti. Çünkü Lennon insanları yazdığı ve bestelediği parçalarıyla, katıldığı televizyon programlarında cesur, özgür açıklamalarıyla, peşinde dolanan kameralara verdiği zekice cevaplarıyla ve yaratıcı eylemleriyle her daim barışa çağırıyor, Vietnam Savaşını sorgulatıyor ve bunu o kadar başarılı yapıyordu ki kitleleri mıknatıs gibi peşinde sürüklüyordu. Bir röpörtajında John Lenon o olay yaratacak sözü söyledi: Beatles şu anda İsa'dan daha popüler. Her ne kadar espri olsun diye söylemişse de bu söz elbette dokunduğu konu dolayısıyla toplumun büyük bir kesiminin tepkisiyle karşılaştı. Amerika'da büyük sorun yaratan bu açıklama sonrasında Beatles plakları yakılmaya başlandı. ....(Alıntı: Wikipedia)

 

Vietnam'ı araya Lennon'u da sokarak her tarafından didik didik eden yönetmenimiz, bunun dışında filmdeki karakterlerden her birinin hayatını birkaç paragraf yazı ile sığmayacak nitelikte ayrıntılarla bezemiş. (Örnek; Jenny'nin HIV olayı, Teğmen Dan'in atalarının savaşta ölmesi ve onun da öyle olması gerektiği vs. vs. Fakat bunlardan uzun uzadıya bahsedecek takatı biz de bulamayıp, diğer arkadaşlar yazar herhalde deyip es geçiyoruz.) Filmin sonlarına doğru ise hayatın siyasi değil de daha insani yönlerini ele alarak duygusal moda geçiş yapan yönetmen, filme geçmişJenny'nin değişimi ve çocuk ile tavan yaptırıp, hem filmi, hem de puanları sonlarına doğru iyice topluyor. Bu kadar derinlemesine siyasi ve insani yönleri böyle küçük ama çarpıcı ayrıntılarla bezeyip biz seyircilere aktarması ve bunu yaparken zaman zaman güldürüp, düşündürüp, belki de kişiye göre ağlatması, filmin kare kare nasıl ustaca işlendiğinin benim açımdan açık bir göstergesi oluyor. (özellikle son 10-15 dakika drama öne çıkıyor.)

 

Forestt-Gump-and-son-wait-for-the-school-bus-first-day-of-school.jpg

 

Forrest herkesten farklı bir insan ve bunun sebebi aslında hasta olması, ya da bizim normal varsaydığımız bir insan olmaması. Bu durumda, bir futbol yıldızı, bir savaş kahramanı, ulusal bir şöhret, karides teknesi kaptanı, zengin bir üniversite mezunu nasıl olabilirsiniz sorusuna, belki şu cevabı verebiliriz.

Eğer Amerika'da yaşıyorsanız neden olmasın?

 

Son olarak;
Forrest Jenny'nin mezarı başında yaptığı konuşmada; "Herkesin bir kaderi var mı bilemiyorum, yoksa rüzgara kapılmış gibi tesadüfen oraya, buraya mı sürükleniyoruz?" derken, belki de hayatın ta kendisini tarif ediyordu.

Filmin başında rüzgarla uçuşarak Forrest'ın spor ayaklabılarının dibine düşen tüy, filmin sonunda bu kez, ciddi ayakkabı giymiş çocuk sahibi bir Forrest'ın ayakları dibinden havalanıyordu. Sanırım bu da hayatın, olaylarla insanları nasıl yoğurduğuna ve bu süreç içindeki değişime vurgu yapıyordu. @cabbaristan
 

IV

 

@Gurki55;

 

Öncelikle Tom Hanks'in güzel bir filmi olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Filmde IQ su düşük fakat olağan dışı şeyler yapan bir karakteri canlandıran Tom Hanks hayatında olup bitenleri ilginç bir dille sunuyor. Hiç düşündünüz mü? IQ su bu kadar düşük bir adamın nasıl Futbol yıldızı, Savaş kahramanı, Ulusal bir sporcu, Dünya rekortmeni bir koşucu, Kaptanlık yaparak dev bir şirket kurduğunu. Hiç SAVANT SENDROMU'nu duymuş muydunuz? 

 

ebdb80e8d0889c467b8fc81fe76c8186.jpg

 

Savant Sendromundan bir şekilde muzdarip olmuş olan birçok insan da muazzam düşünsel ya da duyusal zeka patlamaları gözlemlenmiş olup, bu kişilerin bir çoğu zihinsel engelli statüsüne konmakta ve kabul edilmektedir. Sonradan edinilmiş Savant Sendromunda daha önce hayatında bir kez dahi olsun resim yapma becerisi olmayan, ya da kafasından iki haneli bir matematik problemini çözememiş insanların, bir gecede yaşadıkları onca yıla rağmen değişerek bir ressam kadar ya da neredeyse yüksek kapasiteli bir bilgisayar kadar matematiksel işlem yaptıkları hayretle gözlemlenmiştir. Sonradan edinilmiş Savant Sendromlu insan sayısı, olayın önemine göre midir bilinmez ama tüm dünyada yirmi beş otuz kişiyi geçmemektedir. Doğuştan edinilmiş otizm gibi hastalıklarda da Savant sendromuna daha sıklıkla rastlanmakta bir çoğu toplumumuzda anlaşılamamaktan ya da yeterli eğitim verilemediğinden yitip gitmektedir. 

 

Sonuç olarak; Otizmli insanlarımızın da birçok kendini bilen ya da bildiğini zanneden zeki insandan çok daha üstün özelliklere sahip olduğunu bilmek onlara yaklaşımımızda önemli bir saptama olacaktır. IQ testinden 90 nın çok altında bir seviye alan Howard POTTER bu türden otistik insanlara iyi bir örnek teşkil ediyor. Howard; bir bakışta önünde bulunan her türlü adetsel yığının ne kadar olduğunu, çok yüksek bir keskinlik ile bildiği gibi, birçok insanın bilgisayarda ya da hesap makinasında zorlukla yapacağı çok haneli sayıların, kara köklerini aklından ve çok kısa bir sürede net bir şekilde yapabiliyor. Bir başka örnek ise yine bir Savant Sendromlu, Stephen Wiltshire. Bu zat-ı muhterem de bir otizm hastası ve gördüğü ya da yaşadığı hiçbir olguyu, özellikle fotografik olarak hafızasında tutmak ve bunu resmetmek gibi olağan üstü bir kortekse sahip. İnanılması güç ama, beş yaşındayken Londra kentini en ince detayına kadar kafasından çizmiş. Hatta dehasından şüphe eden araştırmacılar, helikopter ile Roma üzerinden yarım saatlik bir uçuş sonrasında, kendisinden Romanın resmini çizmesini istemişler ve bugün şehir plancılarının bile türlü araç ve gereçlerle ancak başarabildikleri olayı, o tek başına ve üç gün gibi kısa bir sürede panoromik olarak çizip şaşkın bakışlar altında önlerine koyuvermiş.

 

O0mGXZ.jpg

 

Filmdeki diğer karakterlerden bahsedecek olursak. Teğmen Dan Tyler savaşta ayaklarını kaybettikten sonra Tanrıya olan inancını yitirmiş gibi gözükse de, kaderinin değişmiş olmasından dolayı ve bacaklarını kaybetmenin verdiği öfkeyle bundan sonraki yaşamının eskisi gibi olmayacağını ve böyle yaşayamayacağını düşünerek ona meydan okumuş, adeta küsmüştür. İlerleyen zamanlarda her şeyin değiştiğini, kaderinin savaşta ölmek olmadığını yeni bir hayat kurabileceğini anladığı anda yeniden hayata sarılıp Tanrıyla barışmıştır. Forest'ın ona yaptığı iyiliği de görmezden gelememiştir ve ona bir teşekkürden fazlasını sunmuştur.

 

7q5lzN.png

 

Filmin bir diğer bölümünde, başlangıçta amaçsızca görünen Forest'ın koşusu ilerleyen zamanlarda kendini ve geçmişini geride bırakmak ve tüm yaşadığı olumsuzlukları unutmak için koştuğunu, fakat bunun yanlış olduğunu, geç olsa da yaşanılmışlıklara göğüs gerebileceğini düşündüğü anda koşmayı bırakmıştır.

Filmde anlamakta zorlandığım, Jenny'nin neden bunca zaman çocuğunu tek başına büyüttüğüdür. Eğer hastalanmasaydı acaba tek başına büyütmeye devam edecek miydi? diye bir sorunun cevabı filmde belirsiz kaldı. Jenny neden hasta olmadan önce evlenmedi de, hastalandıktan sonra evlendi? Eğer çocuk içinse Forest'a bunu söyledikten sonra çocuğu ortada bırakması söz konusu değildi. Acaba Forest'ın istediği bir şeyi mi yapmak istedi? Onu mutlu mu etmek istedi?

 

17881_subitem_full.jpg

 

Filmde düşündüren ve duygulandıran güzel sözler mevcuttu. Herkesin annesi olduğu gibi Forestın annesi de onun ilham kaynağı, iyilik meleğiydi. Tatil bir yere gidip bir daha dönmemektir. Sözü beni çok etkiledi. Hayat daima bir kutu çikolataya benzer. İçinde ne olduğunu bilmezsin. Forest'ın hayatı da aynı annesinin söylediği gibiydi. Hayat onu nereye sürükleyecek, neler yaşatacak belirsizdi. O tüy gibi, bir o yana, bir bu yana savrulup gitti. İçinden çoğu kez güzel şeyler çıktı. Ve Run Forest Run hayatı, bilmeden de olsa yaşadığı kötü şeyleri geride bırakmak için hep koştu Forest. Ta ki, geride bırakamayacağını anladığı ve durduğu ana kadar. @Gurki55

 

LymBkV.png

 

GUT Puanları;

Alıntı

-andromeda-      8.9
Ithilien               8.2
cabbaristan        8.8
Gurki55              10

Sonuç;              9.0

 

Not:

Spoiler

Film ve oyuncularla ilgili bilgilerin internetten bulunabileceği gözönünde tutulduğundan, bu incelemenin sadece filme odaklı hazırlanılması tercih edilmiştir. Sezon dolayısıyla film 4 GUT üyesi tarafından irdelenmiştir. GUT

 

Alıntı

Bu inceleme G.U.T(Gece Uyuyamayanlar)'un ( @cabbaristan, @-andromeda-, @Gurki55, @Ithilien) eski forumdaki  2 Ekim 2009 tarihli incelemesidir. İncelemedeki resimler, resim linkleri silindiğinden dolayı yazarın affına sığınarak link isimleri ve paragraf gidişatına göre şahsımca eklenmiştir.

 

tarihinde hasangdr tarafından düzenlendi
  • Beğeni 1

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş

Yorum yazmak için hesap oluşturun veya oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap


  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

Hakkımızda

2004 yılında Divxplanet domain adıyla başlayan gelenek, daha sonra altyazi.org ve şimdi de planetdp.org olarak devam ediyor. Türkiye'de popülizm tuzağına düşmeden, tüm sinemaseverlerin uğrak noktası, kaliteli çeviri geleneğinin adresi planetdp.org

 

Yenilenen Site ve forum yapısı, her gün geliştirilen portal ve altyazı veritabanı, kullanıcıların katılımı ve yönetimin desteği ile kısa sürede sinemaseverlerin beğenisini kazandı. Siz üyelerimizden gelen görüş ve eleştirilerle sistemi maksimum fayda sağlayacak şekilde dizayn etmeye devam ediyoruz.

    Yöneticilerimiz

  • mnfc
    mnfc *Admin
  • awalanche
    awalanche Admin
  • SABRE
    SABRE Admin
  • Putte
    Putte *Admin
  • Emre
    Emre Admin
  • yoruk
    yoruk Admin
  • Tuğrul Akça
    Tuğrul Akça Admin

Bizi takip Edin

Haberler

FACEBOOK

TWITTER

×