Jump to content
hasangdr

Steven Spielberg (1946- )

Tavsiye Edilen İletiler

hasangdr    1.241
hasangdr
Steven Spielberg
  • Doğum Adı
    Steven Allan Spielberg
  • Doğum Günü
    18 Aralık 1946
  • Doğum Yeri
    Cincinnati, Ohio, USA

IMDb ID nm0000229

Steven Spielberg

Aktif yıllar: 1964 – günümüz

Evlilik: Amy Irving (1985–89), Kate Capshaw (1991–)

Meslek: Film yönetmeni, film yapımcısı


Steven Allan Spielberg (d. 18 Aralık 1946, Cincinnati, Ohio), Amerikalı sinema yönetmeni, yapımcı ve senarist. Filmleri büyük gişe başarıları kazanmış, tüm zamanların en çok hâsılat yapan yapımlarına imza atmıştır. Premiere dergisince film endüstrisindeki en güçlü ve en etkili figürdür. Ayrıca Life dergisi yönetmeni, kendi jenerasyonundaki en etkili kişi olarak liste başı yapmıştır. 70’lerden 90’lara üç önemli döneme damgasını vuran ve uluslararası arenada hit olup en çok gişe başarısı kazanmış Jaws, E.T. ve Jurassic Park filmlerini yönetmiş, sinema endüstrisinin köşe başlarından birini tutan DreamWorks Pictures’ı kurmuştur. Filmlerinde birbirinden farklı temalar kullanmış, macera ve bilim kurgunun en başarılı örneklerine imza atmış, son yıllarda dramatik öğeler üzerine yoğunlaşmış, aile, savaş, ilişkiler ve terörizm konularında filmler çekmiştir. Filmlerinde II. Dünya Savaşı önemli yer tutmaktadır. Spielberg filmleri sayısız kez Oscar'la ödüllendirilmiştir. Orijinal film müzikleri için John Williams’ı seçen yönetmen, en çok Tom Hanks, Harrison Ford ve Richard Dreyfuss gibi oyuncularla çalışmıştır.

Hayatı

18 Aralık 1946’da 4 çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak Cincinnati, Ohio’da dünyaya geldi. Spielberg’ün soyadı kökleri 17. yüzyıla uzanan Macar Yahudisi akrabalarının Avusturya’da yaşadığı Spielberg kentinden gelmektedir. Elektrik mühendisi olan babası Arnold Spielberg’in işleri dolayısıyla çocukluğu Camden, New Jersey, Haddon Township, New Jersey, Phoenix, Arizona Dream ve Saratoga, California Dreamin gibi farklı şehirlerde geçen Spielberg’in izlediği ilk film, Cecil B. DeMille’in The Greatest Show on Earth’üydü. Küçük yaşlarda sinemaya duyduğu büyük ilgiyle hayaller kuran Spielberg, daha sonraları American Film Institute’ye verdiği bir röportajda, ilk kurgusunun oyuncak trenlerini çarpıştırması olduğunu söyleyecekti. Henüz buluğ çağına gelmeden, arkadaşlarıyla birlikte 8mm’lik macera filmleri çeken Spielberg, filmlerin gösterimini evde para karşılığında yapıyor, ablası da misafirlere pop corn satıyordu.

 

Spielberg ilk ödülünü 13 yaşındayken adını Escape to Nowhere koyduğu 40 dakikalık savaş türündeki filmiyle kazandı. 1963 yılında Phoenix, Arizona Dream’daki Arcadia High School’a devam ederken Spielberg ilk uzun metrajlı bağımsız filmini yazıp yönetti. 140 dakikalık bir bilim kurgu filmi olan ve daha sonra Close Encounters’ı çekerken ona ilham verecek Firelight’ı 400 dolarlık bir bütçeyle çekip, 100 dolar kazandı. Firelight, Spielberg’in ilk büyük tanıtım başarısı oldu, zira Phoenix gazeteleri 16 yaşındaki bu çocuğun büyük gelecek vaat ettiğini yazıyordu.

 

Annesiyle babasının boşanmalarının ardından babasıyla birlikte California Dreamin’ya taşındı. 3 kız kardeşi ve annesi Arizona’da kalmıştı. Öğrenimine devam ederken yaşadığı “En kötü tecrübe” ve “Yeryüzündeki cehennem” olarak nitelendirdiği okulu Saratoga High School’dan 1965 yılında mezun oldu. Arkadaşları ona Spielbug lakabını takmışlardı.

 

Kartal İzci olan ve Amerika’nın Erkek İzcileri (BSA)’dan Distinguished Eagle Scout ödülünü ve sinematografi şeref rozetini alan Spielberg, daha sonraları BSA’nın anti-homoseksüel duruşundan hoşlanmadığı için BSA’dan istifa edecekti.

 

Spielberg California’ya taşındıktan sonra 3 kez UCLA’nın University of Southern California's School of Cinema-Television bölümüne sinema eğitimi almak için müracaat etmesine rağmen, kabul edilmemişti. Spielberg, hem UCLA’ya kabul edilmeyişi hem de Vietnam Savaşı'nda askere alınması riskine karşı ailesinin isteği yüzünden Long Beach’taki California State University’ye kaydoldu. Henüz mezun olmadan sinema tutkusuyla kendini Universal Studios’un kurgu bölümünde haftanın üç günü para almadan çalışan bir stajyer olarak buldu ve film kariyeri bu şekilde başladı.

Kariyeri

1960'lar

1968’de, Universal Studios’ta çalışırken ilk kısa filmi olan Amblin'i çekti. Universal TV başkan yardımcısının 24 dakikalık filmi görmesinden sonra, 21 yaşındaki Spielberg kendisiyle uzun vadeli kontrat imzalanan en genç yönetmen olacaktı. Daha sonraları ona profesyonel anlamda yönetmenlik yolunu açan bu kısa filmin anısına ilk prodüksiyon şirketinin adını da Amblin’ koyacaktı.

 

1969’da California State University’deki eğitimini Universal Studios’la imzaladığı anlaşma nedeniyle bırakıp, profesyonel olarak yönetmenlik yapmaya başladı.

1970'ler

Spielberg’in Universal Studios’taki ilk işi Joan Crawford’un başrolde oynadığı TV dizisi Night Gallery’ydi. 1977’de hayata gözlerini yumana kadar Spielberg’le yakın dost olan Crawford, kendisiyle röportaj yapmak için Night Gallery’nin setine gelen Detroit Free Press’ten Shirley Eder’e Spielberg için şunları söyledi: “Git onunla röportaj yap, çünkü o tüm zamanların en büyük yönetmeni olacak!”

 

Universal Studios, Spielberg’ün işlerinden çok memnun kalınca yönetmenle 3 TV filmi için yeni bir anlaşma daha imzaladı. Bunların ilki Richard Matheson’un romanından uyarlanan 1971 tarihli Duel’di. Ardından 1972’de Something Evil ve 1973’te Savage Grace geldi.

 

Spielberg, yola 1974 tarihli The Sugarland Express’le devam ettikten sonra, ona kariyerinin ilk yıllarında büyük bir başarı getirecek olan Jaws filmi için 1975’te kamera arkasına geçti. Kurgu, film müziği ve ses dallarında 3 oskarı kucaklayan filmin gişe hasılatı 100 milyon dolar oldu. Box-office rekoru kıran film için basın “Jawsmania” tanımlamasını yaptı. En iyi film adayı olarak da gösterilen Jaws’tan sonra Spielberg, ünlü aktör ve sonraları alter-egosu olduğunu belirteceği Richard Dreyfuss’la ortak oldu.

 

Jaws 2’yi çekmesi yönünde yapılan teklifleri reddeden Spielberg, 1977’de çocukluğundan beri çekmeyi düşündüğü UFO’larla ilgili olan Close Encounters of the Third Kind için kamera arkasındaydı. Film en iyi sinematografi dalında Vilmos Zsigmond’a Oscar Ödülü kazandırdı.

 

1979’da Pearl Harbor’la ilgili ironik değerlendirmeler yaptığı, Dan Aykroyd, John Belushi ve John Candy’nin başrollerini paylaştıkları 1941 filmini çekti.

1980'ler

1941, gişede istediği başarıyı yakalayamayınca Spielberg, George Lucas ve ekibiyle bir macera filmi için kolları sıvadı: Raiders of the Lost Ark. Film en iyi sanat yönetimi dalında Oscar Ödülü aldı, Spielberg’e ikinci en iyi film Oskar adaylığı getirdi ve 1981 yılının en çok gişe hasılatı kazanan yapımı oldu. Ayrıca Spielberg’in daha sonraki projelerinde de birlikte çalışacağı Harrison Ford’la tanışması için harika bir fırsattı.

 

1982’de Spielberg ikinci bilim kurgu filmi için kamera arakasındaydı: The Extra-Terrestrial. ET yönetmenin 1993’te çekeceği Jurassic Park’a kadar en çok gişe hasılatı yapan ve Spielberg’in en kişisel filmi oldu. 4 dalda Oscar kazandı. Ayrıca prodüksiyonunda storyboard kullanılmayan ve global pazarlama&reklamcılık stratejileriyle hazırlanan ilk Spielberg filmiydi. Spielberg filmi, anne babası ayrıldığında ne hissettiği hakkında çektiği çok kişisel bir film olarak tanımladı. 27 Haziran 1982’de dönemin Amerika başkanı Ronald Reagan ve eşi Nancy Reagan Spielberg’i davet ederek filmin Beyaz Saray’da gösterimini gerçekleştirdiler.

 

Spielberg ayrıca o dönemde vizyona E.T.’den bir hafta önce giren Poltergeist filminin prodüksiyonunda ve senaryo grubunda yer aldı.

 

1984’de Spielberg, Star Wars filmlerini çeken George Lucas’ın hikâyesini yazdığı ve başrolde Harrison Ford’u oynatacağı yeni filmi Indiana Jones and the Temple of Doom’u çekti. Film en iyi efekt dalında Oscar ödülünün sahibi oldu.

 

Güneş İmparatorluğu ve The Color Purple filmlerinden sonra serinin ikincisi Indiana Jones and the Last Crusade için 1989’da kamera arkasındaydı. Bu kez kadroda ünlü oyuncu Sean Connery de vardı.

 

1989 yılı Spielberg’ün 2 film çektiği ilk yıl oldu. Zira aynı yıl Always’i de izleyiciyle buluşturan Spielberg, gişede istediği sonucu alamadı. Ancak Always, Audrey Hepburn’ün oynadığı son film olarak sinema tarihindeki yerini aldı.

1990'lar

Always’in yarattığı hayal kırıklığından sonra Peter Pan’ın hikâyesi Hook’u beyaz perdeye uyarlayan Spielberg, gişede beklediği başarıyı elde edemedi.

 

1993’te, yeniden bir macera filmi çekmek için kolları sıvayan yönetmen bu kez Michael Crichton’ın romanından beyaz perdeye uyarlayacağı Jurassic Park için iş başındaydı. Film en iyi ses, görüntü efektleri ve en iyi ses dallarında olmak üzere toplam üç Oscarın sahibi oldu ve E.T.’den sonra tüm zamanların en çok ticari başarı kazanan filmiydi. Ayrıca, filmin prodüksiyonu sinema endüstrisinde ilk kez kullanılan DTS (Digital Theatre System) ile yapılmıştı.

 

Spielberg ayrıca 1993'te Oskar Schindler’in gerçek özyaşam öyküsünü beyaz perdeye taşıdığı ve ona en iyi yönetmen, en iyi film de olmak üzere toplam 7 dalda Oscar kazandıracak Schindler's List’i çekti. 1100 kişiyi kendi hayatını kaybetmeyi göze alarak Nazi kampından kurtaran Oskar Schindler’in hayatı, birçok eleştirmen tarafından yönetmenin en önemli ve olgun filmi olarak tanımlansa da, Spielberg filmin en önemli filmi olduğunu kabul etmekte, ancak E.T.’yi en büyük filmi olarak birinci sıraya koymaktadır. American Film Institute tüm zamanların en iyi 10 filmi listesinde Schindler's List’e yer vermiştir.

 

Jurassic Park ve Schindler's List’in başarılarıyla geçen 1993, Spielberg’ün film şirketi Dreamworks’ün de kuruluş tarihiydi. Zira Spielberg 1997’de kendini Jurassic Park, The Lost World’ü çekerken yönetmen koltuğunda buluncaya kadar DreamWorks için çalıştı.

Amistad filminin setinde

Aynı yıl yeniden bir tarihi drama için kolları sıvayan yönetmen Amistad’ı çekti. Spielberg, 1998’de ona ikinci kez en iyi yönetmen oskarı kazandıracak 2. dünya savaşındaki kişisel bir hikâyeyi anlattığı Saving Private Ryan için yönetmen koltuğundaydı.

2000'ler

Spielberg Pentagon'da (1999)

7 Şubat 2000 tarihinde Spielberg’ün doktoru yönetmenin rutin muayenesinde böbreğinde kansere neden olabilecek hücre değişiklikleri kaydetti. Los Angeles’teki Cedars Sinai Medical Center’da tedavi gören Spielberg, kısa sürede iyileşti.

 

2001 yılında yakın arkadaşı Stanley Kubrick’in yıllardır çekmeyi planladığı final projesi A.I.: Artificial Intelligence’i çekti. Efsane yönetmen Billy Wilder, filmin çok önemli olduğunu ancak hakkının teslim edilmediğini belirtti.

 

Philip K. Dick’in romanından beyaz perdeye aktarılan ve Roger Ebert’in 2002’nin en iyi filmi olarak nitelendirdiği Minority Report, gişede 300 milyon dolar hasılat yaptı.

 

Aynı yıl Salt Lake City’de yapılan Kış Olimpiyatları’nın açılış töreninde, geleneksel olimpiyat bayrağını taşıma görevi Spielberg’e verildi. Yönetmen ayrıca 1965’te kaydolduğu ve sinema kariyeri yüzünden bıraktığı California State University’deki eğitimini de 2002’de tamamladı. Mezuniyetinin senelerce uzamasını montaj süreci 33 yıl boyunca süren bir filme benzeten yönetmen, elektronik sanatlar ve sinema dalında lisansını aldı. Okuldaki profesörlere mesleki deneyim olarak Saving Private Ryan, Schindler's List ve Jurassic Park filmlerini sundu.

 

Spielberg daha sonra Catch Me If You Can (2002), Terminal (2004), War of the Worlds (2005), Münih (2005) filmlerinin yönetmenliğini yaptı. Münih 5, War of the Worlds 3, Catch Me If You Can 2 dalda Oscar'a aday oldu.

Temalar

Spielberg filmlerinde farklı temalar kullanmaktadır. Sıradan insanların kendilerini sıra dışı durumların içinde bulduğu konsept ağırlık kazanmaktadır. Duel, Jaws, Close Encounters of the Third Kind, E.T. the Extra-Terrestrial, Empire of the Sun, Hook, Jurassic Park, Saving Private Ryan, Catch Me if You Can, War of the Worlds ve Munich bu temaya örnektir. Bilimkurguya olan düşkünlüğünün babasından geldiğini açıklayan yönetmen, filmlerinde aile bağları üzerinde de sıklıkla durmuş, naif, merak ve inanç duygusu gelişmiş bir duruş geliştirmiştir. Özellikle çocuk ve ebeveyn ilişkileri ekseninde gelişen konular üzerine gitmiştir. Anne babası ayrı çocuklar, ilgisiz babalar, aile sorunları yanında II. dünya savaşı başta olmak üzere, savaş, terörizm, ırkçılık gibi global konularla da yakından ilgilenmiştir.

Gönül Projeleri

Sinemanın ‘dâhi çocuğu’ diye anılan Steven Spielberg, Schindler'in Listesi’nden bu yana, kendisi açısından özel önem taşıyan konuları filme çekmek için yönetmen koltuğuna oturacağını açıkladı.

 

Yönetmenin projelerinden biri de Filistinli ve İsrailli çocuklara 250 video kamerayla oynatıcı dağıtmak. Onların her gün ne yiyip içtikleri, nelerle ilgilenip hangi oyunları oynadıkları gibi günlük yaşamlarıyla ilgili detayları kameraya çekmelerini ve sonra birbirlerine vermelerini istiyor. Spielberg, bu yolla İsrailli ve Filistinli çocukların aralarındaki farkın ne kadar az olduğunu göreceklerine inanıyor.

 

 

large.591edf7be2c63_StevenSpielberg_inceleme(1).jpg

 

1970lerin başında "Movie Brats" (Sinemanın Veletleri) adıyla bilinen ve içlerinde F. F. Coppola, Martin Scorsese, George Lucas, Brian De Palma ve Steven Spielbergin de bulunduğu sinemacılar topluluğu Amerikan Sinemasında yerlerini almaya başlamışlardır. Bu yönetmenler arasında yer alan Steven Spielberg 1970lerden bugüne kadar film çekmeyi sürdüren Amerikan Sinemasının en önemli yönetmenlerinden birisidir. Kimi sinemacılar ve eleştirmenlere göre Spielberg sinemanın dahi çocuğudur, kimilerine göre ise şarlatandır. Her ne olursa olsun dünyada filmleri en çok izlenen yönetmenler arasında yer almıştır ve 1970lerden günümüze Steven Spielberg kadar popüler kültürü etkileyip, seyrini değiştirebilme yeteneğine sahip olan çok az yönetmen vardır.

 

Birçok yönetmen Spielberg gibi geniş kitlelerce benimsenen bir yönetmen olmayı ister. Mesela Andre Wajda bunlardan birisidir. Spielberg gibi geniş kitlelere hitap etmeyi ve onlar tarafından benimsenmeyi önemsemiştir. Bununla birlikte Spielbergin bu kadar geniş bir kitleye hitap etmesi, Tarkovski gibi yönetmenler için tahammül edilemez bir şeydir. Tarkovski Spielberg ile ilgili şunları belirtmiştir:
 

Sinema, genellikle anlaşılması zor, yüksek bir yaratıcılık gerilimi içeren bir özün sanat biçimidir. Bu, ben anlaşılmak istemiyorum demek değil, ama Spielberg gibi, örneğin, genel kitle için bir film yapamam. Eğer yapabileceğimi keşfetseydim acı duyardım. Eğer genel bir izleyici kitlesine ulaşmak istiyorsanız, Star Wars ve Superman gibi, sanatla hiç ilgisi olmayan filmler yapmalısınız. Bununla halkın aptal olduğunu söylemek istemiyorum, ama onları memnun etmek için de kesinlikle böyle bir ızdıraba katlanamam.

 

Spielbergin F.F. Coppola, Martin Scorsese, Brian de Palma gibi sinema dilini daha sanatsal ve mesaj yüklü olarak kullanan ve toplumsal nitelikli filmler yapmış olan yönetmenlerden daha önemli olarak sayılmasında, Amerikan toplumunu incelemeyen, mesaj kaygısı gütmeyen ya da izleyiciyi düşüncelerle boğmayan yapımlara imza atmış olması vardır. Yani Spielbergin filmleri, insanların belli bir konu üzerinde yoğun bir biçimde düşünmesinden çok, eğlendirme ve keyifli vakit geçirme üzerine kurulmuştur. Ünlü Fransız yönetmen François Truffautnun Spielberg ile ilgili söylemiş olduğu şu söz herhalde her şeyi daha iyi açıklayacaktır;

 

Spielberg olağanüstü gerçek gibi gösterebilme yeteneğine sahip ya da rüyalarımıza gerçeklik katma yetisine. İşte bu yüzden o bir dahi.

 

Amerikalı eleştirmen Chris Autynin Spielberg değerlendirmesi ise, Spielbergin çok hızlı bir başarı grafiği çizmiş olmasına rağmen, daha 30lu yaşların başında halkın zevklerini çok iyi kavramış ve bunun olağanüstü denetim yeteneğiyle birleştirerek birçok kesime hitap edebilmiştir şeklinde olmuştur.

 

Görüldüğü gibi kimilerine göre o bir şarlatan, halkın duygularıyla oynayan ve onları kandıran bir tüccar; kimilerine göre ise bir dahi, sinemanın ilahı olarak değerlendirilmiştir. Her ne olursa olsun Spielberg sineması, sinema tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. O bir fantazya üreticisidir ve bunu olabildiğince gerçekmiş gibi sunmuştur. İbrahim Altınsay Gelişim Sinema dergisinde Lucas ile Spielbergi karşılaştıran yazısında, Spielbergin fantazyayı yaşanılan gerçeklikle nasıl birleştirdiğine dikkatleri çekmiştir. Böylelikle izleyicilerin düş gücünde yeni ufuklar açılmaya çalışılmıştır.
 

Spielbergin yönetmiş olduğu filmler, izleyicinin üzerinde çok fazla düşünmesini gerektirmese de sinema eleştirmenleri, akademisyenler ve araştırmacılar tarafından ciddi şekilde düşünmeyi ve araştırmayı gerektiren ama bununla birlikte bu düşüncenin geleceği noktada birbiriyle çelişen sonuçları doğuran bir yapıya sahiptir.

 

Spielberg sinemasını ele almaya başladığımızda; Spielberg filmleri iki ana kategoride ele alınabilir, bunlardan ilki; aile ile birlikte izlenebilecek, fantazmayı ön plana çıkaran ve macerayla süslenmiş filmlerdir. Bu kategoridekilere örnek olarak; E.T. (1982), Üçüncü Türle Yakın İlişkiler (Üçüncü Türden Yakınlaşmalar) (1977), Indiana Jones Serisi (1984), Jurassic Park Serisi (1993) gibi filmler gösterilebilir. İkincisi ise; önemli tarihsel konuları ele alan ve daha çok yetişkinlere yönelik filmlerdir. Bunlara örnek verecek olursak; Mor Yıllar (1985), Güneş İmparatorluğu (1987), Schindlerin Listesi (1993), Amistad (1997), Er Ryanı Kurtarmak (1998) gibi filmlerdir. Özellikle birinci kategori içindeki filmlerin birçoğu gişe tarafından büyük başarı elde etmiş, hatta bir çok gişe rekoru kırmış filmlerdir. Spielberg bu filmler sayesinde ABDdeki en zengin kişiler arasına girmeyi başaran birisidir. İkinci kategori içindekiler ise eleştirmen ve sinema yazarları tarafından büyük övgüler almış filmlerdir.

 

Spielberg oldukça yetenekli bir sinemacıdır. Bu yeteneğini teknolojinin gelişimine paralel olarak geliştirmiştir. Sinemasal efektleri kullanmada son derece başarılı, gerçekçi ve güdümleyici bir sinemacı olarak tanımlanmıştır. Hollywood stilinin en başarılı yönetmenlerinden birisi olan Steven Spielberg, Klasik Anlatı tarzını uygulama noktasında da oldukça yetkindir. Bununla birlikte özellikle filmlerinin biçimsel özellikleri, başarısındaki en önemli öğelerin başında gelmektedir. Mesela serbest ve hızla hareket eden bir kameranın yaratmış olduğu heyecan ve gerilim Schindlerin Listesi, Er Ryanı Kurtarmak ve Güneş İmparatorluğu filmlerinde el kamerasıyla ve üst açıdan yapılmış çekimlere yer veren sekanslardakine benzer biçimde, Indiana Jones filmlerindeki vagon sahnelerinde de büyük önem taşımıştır. Bulanıklaştırılmış görüntüler, gerilim yaratan aydınlatma, renklerin zengince kullanımı ve mizansen seçimleri Mor Yıllar ve Güneş İmparatorluğunun yanı sıra E.T.ve Üçüncü Türle Yakın İlişkiler filmlerinde de karşımıza çıkmaktadır. Spielberg film sanatını çok iyi bilmektedir ve bunu filmlerine kusursuza yakın bir biçimde aktarmaktadır.
 

Spielberg sineması, biçimsel yapının filme şekil ve anlam vermesi bağlamında izleyici tarafından oldukça benimsenmiştir. Bu çekicilik seyircinin filmleri onaylanmasıyla taçlanmıştır. Filmlerin biçimleri yani estetik özellikleri, izleyicinin ideolojik gereksinimlerine yanıt ve biçim verme, onlara güvenilir bir ideolojik sığınak sunma noktasında imgeler ve anlatılar üretmiştir. Spielbergin filmleri izleyicisi için konforlu bir ortam yaratmaktadır; yani filmi izleyenler filmden bir rahatsızlık duymadan sinema salonundan ayrılabilirler. Buna ek olarak, izleyicilerin arzuları tatmin edilmekle birlikte bir rahatlama söz konusu olmuştur. Gerçek yaşamın neredeyse bire bir aynısı filmlerde üretilmiş, filmlerin gerçekmiş gibi olmasına ayrı bir özen gösterilmiştir. "Filmlerin düşsel yapısı içinde birey ile dünya arasındaki ilişkilerin sahtesinin üretildiği konforlu bir dünya" yaratılmıştır.

 

Spielbergin filmleri konu bağlamında da son derece önemli ve seyircinin ilgisini çekebilecek niteliktedir. Özellikle sorunlu zayıf, ortada olmayan, ailesine sahip çıkmayan, sorumsuz ve acımasız baba karakterleri Jaws, E.T., Mor Yıllar, Güneş İmparatorluğu, Hook, Jurassic Park ve Schindlerin Listesi gibi filmlerde açıkça görülmektedir. Çocukların bakış açısından sunulan deneyimlere de çoğu filminde aşırı önem vermiştir. Özellikle E.T., Üçüncü Türle Yakın İlişkiler filmleri bunlar arasında en önemlileridir. Kölelik hem Indiana Jonesun hem de Amistadın konusudur. Otorite sahibi kişiliklerin hırs veya iktidara olan tutkuları Amistad, Schindlerin Listesi, Jaws, 1941 gibi filmlerinde yer almaktadır. Faşizmini yükselişi veya İkinci Dünya Savaşı ile bağlantılı filmleri ise 1941, Schindlerin Listesi, Güneş İmparatorluğu, Indiana Jonesun birinci ve üçüncü filminde ve Er Ryan ı Kurtarmak filmlerinde odak noktasını oluşturmaktadır. Tüm bunlarla birlikte özellikle Schindlerin Listesi ve Münih filmi Spielberg için Yahudi dini ve tarihiyle hesaplaşmayı da içinde barındırmıştır. Indiana Jones serisinin ilk üç filminin de Yahudi, Hint ve Hıristiyan mitolojileri üzerinde kurulmuş olduğu ve daha birçok filminde dinsel öğeleri kullandığı bilinen bir gerçektir. Spielbergin hem fantastik hem de ciddi filmleri kötülükten kurtulma, arınma ve ruhsal yenilenme sahnelerini barındırmıştır. Jaws filminde Kaptan Ahaba benzeyen Quintin büyük beyazla son birleşmesi, Üçüncü Türle Yakın İlişkiler filminde Roy Nearynin göğe yükselmesi, E.T. filminde karakterin yeniden göğe yükselmesi, Indiana Jones serisinin ikinci filmi olan Kutsal Hazine Avcılarında Indy ve Marionun sandığın açıldığı sahnede canlarının bağışlanması, Mor Yıllar filminde Albertin kurtarıcılık eylemleri ve Celienin lanetlenmesi, Er Ryanı Kurtarmak filminde iyi ahlaklı bir adamın yasını tutan son mezarlık sahnesi bunun örnekleri arasında yer almıştır.

 

Kolker Spielbergi "her şeyin daha iyi olacağına aileyi ikna eden ve durumun nasıl olduğunu anlamaları için aileye çağrıda bulunan sevilen bir oğlu, büyük bir toparlanma fantezistidir" şeklinde tanımlamıştır. Spielberg sinemasında aile kavramı oldukça önemli bir yer edinmektedir. Filmlerinde sürekli olarak anne baba ve çocuklardan oluşan geleneksel aile tablosu ön plana çıkarılmış ve aileden herhangi bir ferdin yokluğu bir eksiklik olarak sunulmuştur. Ailenin filmlerde yitirilmesi Spielberg için katlanılmaz bir durum haline dönüştürülmüştür. Ev içinde aile bireylerinin kırgın olması gibi bir durum, filmin bir yerine kadar devam eder ve filmin bir noktasında artık daha fazla bu kırgınlığın sürmesine izin verilmez.
 

Spielberg filmlerinde, orta sınıflı insanların dünyalarından bahsetmiştir ve orta sınıf aileyi muhakkak bir arada tutmuştur. Bunu yaparken de erkek ve kadının görevleri ayrı ayrıdır. Özellikle kadın ev içinde olmalı ve baskın olmamalı, sadece ev içi gurubun yumuşak merkezi olmalıdır. Kadın ev içinde çocuklarına ve eşine sahip çıkan, onları koruyan ve evinde ev işleriyle uğraşan bir karakter olarak film edilmiştir. Filmlerinde orta sınıf insanlar tehdit altındadır. 1950lerin ortasından 1970li yıllara kadar geçen süreçte filmlerin başlıca teması, orta-sınıfın kolayca tehlikeye düşebileceği ve onun güven altında olmayışıdır. Bundan dolayı orta-sınıf sürekli kontrol edilmelidir. Bu noktada iki şey ön plana çıkmıştır. Aile, dışarıdan gelen tehlike ve tehdide karşı güvenlik altında olmalıdır. Bunu da ancak ailenin erkek üyesi yapabilir. Erkeğin bütün bunları yapabilmesi için öncelikle aileyi koruyabileceğini, gerektiğinde düşmanlardan intikamı alabileceğini kanıtlaması gerekmektedir. Spielberg filmlerinde aileye yönelik saldırı genellikle karşı konulamayan, insanüstü güçlerin müdahalesi biçimindedir. Mesela, Duel filminde kötü niyetli kamyon, Jawsda daha da kötü olan köpekbalığı, Sugarland Express filmindeki polis, Close Encounters filmindeki uzaylılar... gibi. Spielbergin filmlerinde aile gibi ev içi alan da kutsanmış bir mekân olarak sunulmuştur.

 

Spielberg filmleri izlenmesi, okunması ve bütün bunlardan sonra anlaşılması zor filmler olarak görülmemiştir. Ama bunun da ötesinde, izleyiciye neler olup bittiğini anlatmadan, onları yönlendiren, bu anlamda tam istediği yöne doğru çeken, izleyicinin arzularını tahrik eden filmlerdir. Her ne kadar izleyicileri ikna etme ve yönlendirme konusunda ilk yönetmen olmasa da bunda ısrarlı olan ilk yönetmendir.

 

Spielberg sineması ikiliklerden oluşmaktadır. Birçok filminde hemen hemen aynı karşıtlıklar tekrar tekrar belirmektedir. Bunlara örnek olarak; bilim - duygu, mantık ve tinsellik, bastırılmış cinsellik ve ideal aile yaşamı... gibi konular görülmektedir. Bu noktada oluşturulan ikilikler Amerikan kültürünün belirleyici bir biçimde bölünmesini, muhafazakâr ideolojinin kamusal dünyası ile liberal ideolojinin özel dünyası arasındaki ikiliğe de dikkatleri çekmiştir. Onun filmlerinde eşduyum, duygu ve cemaat en az aile kadar ön plana çıkan diğer unsurlardır. Ryan ve Kellner Spielberg sinemasının popülaritesini şöyle yorumlamaktadır:
 

Spielberg filmlerinin büyük popülaritesi, kamusal dünyadan karşılanamayan cemaat ve eşduyuma dönük güçlü arzu ve gereksinimlerin belirtisi olarak da okunabilir. Başka bir deyişle, bu filmlerdeki kaçışcılık ve özel alana sığınma eğilimi, özünde Amerikan kültüründeki ilerici güçlerin bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Özel alanı duyguya boğmakla kamusal alandan vazgeçişi imledikleri ölçüde, Spielbergin filmleri, çağdaş muhafazakârlığın kamusal alanı hayatta kalmacı bir cangıla çevirme pahasına hizmet ederler. Ancak bir yandan da muhafazakârların tüm çabalarına karşın daha iyiye dönük özlemlerin halen canlı olduğuna işaret ederler. Fantezi düzleminde canlandırılan arzularla kamusal gerçeklik arasındaki dengesizliğin bir nedeni de, bizce, kapitalist modernleşmenin ekonomik sisteme eşlik eden ve ona destek olan geleneksel kurumları (özellikle aileyi) ezip geçmiş olmasıdır.

 

Spielberg sineması - ideoloji ilişkisine gelindiğinde, filmleri, ideolojiye yanıt ve biçim vermenin ötesine geçmiştir. İnsanların dünya ile arzuladıkları türden ilişkilerin biçimi olan ideolojinin kendisi haline gelmişlerdir. Böylelikle bireyler öznelliklerini açıkça tanınabilir ve arzulanabilir bir şey olduğundan ideolojik söylemin emrine vermiştir. Filmlerin ideolojik yapısı izleyicinin varlığını onaylamakla birlikte, izleyicinin sürekli olarak inanmış olduğu ve arzuladığının doğru ve içine girilebilir bir şey olduğunu iddia etmiştir. Bu süreç içinde film izleyiciyi; konfor ve heyecanlanma sağlayan bir açıklık dünyasının içine çekmiştir. Spielberg filmleri sadece seyirlik filmler olarak değerlendirilmemelidir. Bu filmlerin, izleyicinin istemediği veya kabul etmediği hiçbir şeyi göstermeme gibi bir yapısı da vardır. Spielbergin filmlerini bir ideolojik üretim fabrikasına benzeten Kolker Spielberg sinemasını şöyle özetlemektedir:

 

Spielbergin filmleri 1980li yılların mükemmel düşselini kültürün görmek istediği bütün imgeleri, kültürü tanımlayan imgeler ve anlatıları üreten bir ideolojik anlam fabrikasını oluşturur. Görece kısa bir zaman dilimi içinde filmlerinin peşpeşeliği, başarısı ve etkisi bu filmleri bir tür arzu ansiklopedisi, izleyicilerin çağrılmayı istedikleri bir temsil alanı yapmıştır.

 

Spielbergin sineması, 1980lerde toplumun görmek istediği her şeyi tam da nasıl görmek istiyorlarsa öyle gösterebilme yeteneğine sahip olmuştur. Bu bağlamda Onun filmleri ideolojik anlam fabrikası gibi düşünülmüştür. Var olan toplumsal yapıyı ve değerleri, ataerkilliği, kapitalizmi vb. yeniden üretmiştir.
 

Yine sinema ideoloji ilişkisi bağlamında Spielbergin sineması, ideolojinin muhteşem bir biçimde izleyiciye farkettirilmeden işlendiği filmlerdir. Aslında seyirci neyi izlediğinin değildir. İzleyiciler ne izlediklerinin farkında olmadan var olan sistemin ve sinema endüstrisinin istediği biçimde yönlendirilmektedirler. İdeolojiyi bir örtünme, gizleme aracı olarak ele aldığımızda, Spielbergin filmlerinin açıkça bir politik yapısının olmadığı, hatta film boyunca politik imge ve göndermelerin sayısının son derece azmış gibi göründüğü göze çarpmaktadır. Bu politik göndermeler ne zaman ortaya çıkmış olsa, açık bir biçimde izleyicilere sunulmuştur. Mesela 1981 yılında çekmiş olduğu Kutsal Hazine Avcıları (Raiders of the Lost Ark) filmi 1930lu yıllarda geçer ve bu filmde Naziler kötülük figürü olarak kullanılmışlardır. Her ne kadar Naziler kötülük figürü olarak gösterilmiş olsalar da ortada bir Nazizm ya da Nasyonal Sosyalizm tartışması yoktur. Filmde Nazilerden sadece Amerikalı arkeolog Indiana Jonesun Yahudilerin dinsel objesi olan kayıp Ahit Sandığını aramasının içindeki bir bölümde geçmişlerdir. Filmde Nazilerden çok Orta Doğulular tehlikeli olarak gösterilmiştir. Özellikle Indiana Jonesun sevgilisinin Naziler tarafından kaçırılıp, Jonesun sevgilisini ararken Araplarla dolu bir sokakta iri yarı, sarıklı ve sakallı birisiyle karşıya kaldığı sahnede Amerikan toplumunun Araplara karşı olan bütün hırsı içinde bulunulan sahnede alınmak istenmiş gibidir. Jones son derece soğukkanlı bir biçimde silahını çıkarıp, kendisine karşı palasını havada savuran Arabı vurmuştur. Böylece 1980 sonrası Reaganın Amerikan Devlet Başkanı olmasıyla birlikte gelişen Arap ve Ortadoğulu düşmanlığına karşı seyircinin ideolojik olarak bir konuma sürüklenmesi söz konusu olmuştur. Bu durumu Kolker şöyle yorumlamaktadır:

 

Bu sekans doğrudan ideolojik-politik söyleve başvurduğu nadir anlardan biridir. Çok fazla hilekâr olmasa da Spielberg genelde son derece dolaylı ve sık sık olarak da son derece sinsidir. Onun anlatı söylemi güvenlik, yardım(laşma), ıslah ve iyileşme arzularından bahseder; bu söylemin biçimsel ifadesi, izleyiciyi hem etkileyecek hem de Spielbergin duruma ikna edici tepkisini karşı konulmaz kılacak bir konuma sokar.
 

Spielberg sineması, her birey için aynı anlamı ifade etmek için eşsiz bir kurguyla izleyiciye sunulmuştur. Bir Spielberg filmi izlenirken izleyicinin yanıtı diğerinden farklı olamaz. Şüphesiz ki bu durum sadece Spielberge özgü bir durum değildir. Hollywood kuruluşundan itibaren Klasik Anlatı Sinemasının en temel özelliklerinden birisidir. Hollywood sinemasının varoluş nedenlerinden en önemlisi, izleyicinin filmin biçimsel ve değişmez geleneklerine rıza göstermesiyle varlığını sürdürmüş olmasıdır. Seyircinin perdede yansıtılan filmin kesinlikle gerçek olduğuna inanmasına, yani tümden bir yanılsama yaşamasına neden olmuştur.

 

Spielberg filmlerinin başlıca hedefi olarak izleyiciler için, ister kadın olsun isterse erkek, kendi öznelliklerinden vazgeçerek filmleri izleyebilecekleri bir güven ortamının sağlanmıştır. İzleyici karakterle özdeşleşmenin de ötesinde bir duyguya kapılmıştır. İzleyici olay örgüsü içinde bireyselliğinden feragat etme noktasına getirilmiş, olaylara ve ritme tabi kılınarak, kurmaca dünyanın içinde bir parça haline dönüşmüştür.

 

Spielbergin filmlerinde ilgi çekici bir diğer nokta da yumuşak bir hiciv dokusunun oluşudur. Mesela Kutsal Hazine Avcıları filminde macera filmlerine göndermeler vardır. Kutsal sandığı Amerikanın dünyanın dört bir yanından topladığı ıvır zıvırlar arasında gösteren son bölüm, Indiana Jonesun tüm dünyayı kurtardıktan sonra sevgilisinin yanında sızıp kalması, Spielbergvari hicve örnek olarak gösterilmektedir. Spielberg filmlerinde ön plana çıkan bir diğer unsur ise, aksiyondan çok "suspens"i ön plana çıkarmalıdır. Yani beklenmeyen bir olayın aniden oluşmasından çok beklenen ama bir türlü gerçekleşmeyen bir durumu anlatmaktadır. Bu noktada merak unsurunu en üst seviyeye kadar çıkararak Hitchcock geleneğini sürdürmüştür. Mesela E. T. filminin neredeyse ilk yarım saatinde kahramanı, sadece siluet olarak göstermiştir.

 

Günümüzde Spielberg, dünya sinemasında eşi bulunmayan yönetmenler arasına ismini yazdırmıştır. O birçok genç sinemacı için bir ilah olarak görülmektedir. Spielbergin günümüzde nasıl algılandığını Kramer şöyle belirtmektedir:

 

Spielberg bugünün efsane yaratıcısıdır. Spielbergin fantastik serüvenleri, tıpkı arkadaşı ve işbirlikçisi George Lucasın Star Wars (Yıldız Savaşları) filmleri gibi, Batı uygarlığının (ve başka uygarlıkların) temelleri olan peri masallarına, efsanelere ve dinsel öykülere çağdaş bir bakış açısı ve en yeni teknolojiyi getirmiş olmanın yanı sıra, bu kadim öyküleri yirminci ve hatta yirmi birinci yüzyıl içinde güncellemiştir ve sinemalar bunun için (bir kez daha) çağdaş tapınaklar ve katedraller olarak işlev görmüştür. Spielberg, sinema salonunu, aynı zamanda Batı tarihindeki kölelikten Yahudi Soykırımına dek uzanan önemli konuları tartışmaya açmak için de bir forum olarak kullanmaktadır hiç kuşkusuz.

 

Kramerin Spielberg ile ilgili yorumundaki birçok nokta oldukça önemlidir. Ama tüm bunlarla birlikte Spielbergin filmlerinde görmezden geldikleri veya yapmadıkları oldukça önemlidir. Spielberg bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda bu bağlamda da ele alınmalıdır. Spielberg günümüzde yalnızca piyasa şartları neyi gerektiriyorsa ya da güncel siyaset nereden esiyorsa veya klasik hangi tür filmler revaçtaysa ya yapımcı olarak onlara parasını yatırmakta ya da öyle filmler yönetmektedir. Sonuçta bugüne kadar Amerikan ideolojisinin aksi konumda hiç bir filme imza atmamıştır. Bazı şeyleri yaparken de (mesela II. Dünya Savaşıyla ilgili yapmış olduğu filmlerde olduğu gibi, Costa Gavras Amen filminde Papalıkın Yahudiler katledilirken göstermiş olduğu tutumu sorgularken, Spielberg Schindlerin Listesi filminde klasik bir kahramanlık öyküsünü sinemasal anlamda biçim ve içerik bazında mükemmele yakın bir dille anlatmıştır) suya sabuna dokunmama politikasını gütmüştür. Spielberg ile ilgili en güzel yorumlardan birisi Kolkere aittir. Kolker Spielberg filmlerinin genel özelliğini şöyle yorumlamaktadır.
 

Bütün tüketim nesneleri gibi Spielberginkiler de korkuları yatıştırma ve arzuları tatmin etme vaadinde bulunur. Onlar taahhüdün hazır desteğiyle bir talep dairesi oluştururlar. Onlar dünyanın dehşeten gizliklerine dokunmazlar; bu dehşeten gizlikleri anlayışımız, filmlerin bunların üstesinden gelmesiyle ortaya çıkan rahatlıkla kısa devre yaptırılır. Özne kendisini, dünyayı bir yana iten seyirlik ile yeniden oluşturur ve özelleştirir ve bunun yerini istekle tüketilen bir düşsel dünya alır. İdeoloji bu yolla kendini yeniden üretir.

 

Adorno ve Horkheimer Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi adlı metinlerinde klasik sinemanın en temel özelliklerinden birisini "her filmin başında nasıl biteceği, kimin ödüllendirilip kimin cezalandırılacağı ya da unutulacağı anlaşılır" biçiminde ifade etmişlerdir. Bununla birlikte bu filmler gündelik algı dünyasının aynısını yaratmayı amaçladığından, seyircinin az önce yürüyerek sinemaya girdiği sokakları, filmden çıktıklarında filmin devamı olarak algılamalarını sağlamıştır. Seyircinin bu bildik tavırları sinema yapımcıları ve yönetmenleri için en önemli kuraldır. Dışarıdaki dünya film izleyicisi için sinemada izlediği filmin bir devamı biçiminde algılanmaktadır. Steven Spielberg gibi yönetmenler film ile gerçekliğin birbirinden ayrılmaması üzerine filmlerini kurmuşlardır. İzleyici için film boyunca izlediği her şey, gerçek yaşamı da kapsayacak bir şekilde yönlenmektedir. İzleyici film izlerken kendisine ait herhangi bir düşünce üretmek zorunda kalmamalıdır.

 

Böyle yapması demek, filmi izlerken pasif durumdan aktif duruma geçmesi demektir. Hâlbuki filmin her bir karesi ya da sahnesi izleyicinin vereceği tepkiyi önceden belirlemiştir. Bunu yaparken de konunun oluşturduğu bağlamdan çok, birtakım sinyaller aracılığıyla gerçekleştirir. Düşünsel anlamda sorgulamaya iten mantıksal bağlardan itina ile kaçınılmaktadır. Olayların gelişimi olabildiği kadar filmin bir önceki sahnesinin sonucunda ortaya çıkmalıdır. Bütün bu belirtilenler Spielberg ve daha birçok Klasik Hollywood filmleri yapan yönetmenlerin filmlerinde mevcuttur. Adorno ve Horkheimerın yukarıda bahsetmiş olduğu düşünceler bu yönetmenlerin filmlerine birebir uymaktadır.

 

Daha önce de belirtildiği gibi Spielberg yönetmenliğin yanı sıra 1970'lerin ortasından itibaren yapımcılık da yapmaktadır. 1970'lerde televizyonun sinemayı alt ettiği dönemlerde ortaya çıkan Spielberg Hollywood sinemasını televizyon ve diğer kültür endüstrilerinin esaretinden kurtarıp, yeniden çağdaş kültürün merkezine oturtmuştur. Bunu yaparken de sinemayı; duyuların uyarıldığı, duyguların boşaltıldığı, ruhun yenilendiği son derece mistik bir mekan olarak tasarlamıştır. Bugün sadece filmlerin bilet satışlarından elde dilen bir gelirden bahsetmemek gerekmektedir. Bununla birlikte yeni medya yayın sistemleri, sponsorluklar, filmlerdeki kostümler veya ürünlerin pazarlanması... gibi geniş bir ürün yelpazesinden bahsediliyorsa Spielberg'in bu durumdaki katkısı son derece önemli olmuştur.

 

Alıntı

Adorno, T. W. Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi, 2007,

Altınsay, İ. Günümüz Amerikan Sineması Üzerine Notlar: İmparatorluk Yeniden Saldırıyor, 1984,

Auty, C. Steven Spielberg, 1985,

Canbazoğlu, C. Ve Son Macera Indiana Jones, 1989,

Kramer, P. Steven Spielberg, 2007,

Koluaçık İ. Kültür Endüstrisi ve İdeoloji, 2010,

Kolker, P. Yalnızlık Sineması, 1999,

Teksoy, R. Rekin Teksoyun Dünya Sinema Tarihi, 2005,

Ryan, M. ve Kellner, D. Politik Kamera Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası, 1997

 

--------------------

 

Eski sitede @karabiber'in 9 Nisan 2012'de yazdığı incelemedir.

tarihinde hasangdr tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Bağlantıyı ilet
Sitelerde Paylaş

Yorum yazmak için hesap oluşturun veya oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap


  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

Hakkımızda

2004 yılında Divxplanet domain adıyla başlayan gelenek, daha sonra altyazi.org ve şimdi de planetdp.org olarak devam ediyor. Türkiye'de popülizm tuzağına düşmeden, tüm sinemaseverlerin uğrak noktası, kaliteli çeviri geleneğinin adresi planetdp.org

 

Yenilenen Site ve forum yapısı, her gün geliştirilen portal ve altyazı veritabanı, kullanıcıların katılımı ve yönetimin desteği ile kısa sürede sinemaseverlerin beğenisini kazandı. Siz üyelerimizden gelen görüş ve eleştirilerle sistemi maksimum fayda sağlayacak şekilde dizayn etmeye devam ediyoruz.

    Yöneticilerimiz

  • mnfc
    mnfc *Admin
  • awalanche
    awalanche Admin
  • SABRE
    SABRE Admin
  • Putte
    Putte *Admin
  • Emre
    Emre Admin
  • yoruk
    yoruk Admin
  • Tuğrul Akça
    Tuğrul Akça Admin

Bizi takip Edin

FACEBOOK

TWITTER

×