Jump to content
Sign in to follow this  
Prequel

Sinemada Işıklandırma

Recommended Posts

Prequel    67
Prequel

Yqnd3Z.jpg

 

Işıklandırma, ülkemizde üzerine pek fazla kafa yorulan bir alan olmasa da sinemada en önemli alanlardan biridir. Sinema kameraları yüzbinlerce lira değerinde kameralardır ancak iyi görüntü elde etmek için hemen hemen hepsi iyi ışığa ihtiyaç duyar. Ve iyi ışık da sadece fazla ışık değil, çekilen sahnenin atmosferine uygun, gölge ve ışığın kontrollü olarak şekillendirilmesiyle olur. Elbette önce ışığın doğru miktarda olması önemlidir zira film yapımı sırasında mum ışığında çekilen bir sahnede dahi bizim göremediğimiz fazla sayıda ışık olabilir. Işığın yeterli seviyede olmasına "pozlama" (exposure) denir. Pozlama, ışık seviyesi, kameranın lensinin diyaframının (aperture) açıklığına, kameranın önünde ND benzeri bir filtre olup olmamasına ve filtrenin seviyesine, ve kameranın ISO/ASA (ışık hassasiyeti) seviyesine, ve kameranın enstantane hızına/açısına (shutter speed/shutter angle) göre belirlenir.

Pek çok sinema kamerasında "native" (doğal) ISO/ASA değeri bulunur, bu genellikle 800 ISO/ASA'dır. Bu doğal değer adından da anlaşılabileceği gibi kameranın en fazla dinamik aralığı, gürültü (noise) ve fazla pozlama (over exposure) olmadan alabileceği değerdir. Dinamik aralık, bir görüntünün en karanlık noktasından en aydınlık noktasına kadar olan ışık kademelerinin miktarıdır. Bu aralık ne kadar fazla olursa görüntü o kadar iyi olur. Sinema kameralarının dinamik aralığı 13 stop (seviye) dinamik aralıktan 15 stop dinamik aralığa kadar değişebilir.

Diyafram ise kamera lenslerinin ışığı kontrol etmesiyle sağlanır, ancak diyafram da tıpkı ISO/ASA değeri gibi ideal derecelere sahip olan bir şeydir. Örneğin çoğu lensin en keskin görüntü elde ettiği bir değer vardır ve o değerin altında ve üstünde lensin sağladığı görüntünün keskinliği azalır. Ancak konu sinema olunca bir de alan derinliği diye bir konu karşımıza çıkar. Fotoğrafçılıkta alan derinliği çok daha basit bir konu olsa da (Adobe Photoshop ile tek bir karennin arkaplanını bulandırmak pek de zaman alan bir işlem sayılmaz) film çekilirken alan derinliği post prodüksiyona değil çekim sırasında verdiğiniz kararlara bağlıdır. Bir video çektiniz ve arkaplanın çektiğinizden daha bulanık olmasını istiyorsanız bunu sonradan değiştirmek oldukça zordur. Bu yüzden izleyicinin neye odaklanmasını istediğinizi çok iyi kontrol edebileceğiniz bu özelliği daha açık diyafram değerleriyle yani daha hızlı denen lenslerle elde edebilirsiniz.

İşte bu yüzden mevzubahis olan film çekimi ise aslında ISO/ASA ve diyafram değerleri çok da serbest olduğunuz değişkenler değildir. Peki ISO/ASA değerini de diyaframı da fazla elleyemiyoruz, o halde ışığı nasıl kontrol edeceğiz? Burada ND (neutral density -- doğal yoğunluk) filtreleri devreye giriyor. Bu filtreler ışığın hiçbir özelliğini bozmadan seviyesini azaltmaya yarar. Ve siz bu filtre olmadan diyaframı sonuna kadar açık bir lensle patlayan (over exposed) bir görüntü elde edecekken ND filtrenin doğru güçte bir tanesiyle tam olarak doğru pozlanmış bir görüntü elde edebilirsiniz. Yani ND filtreler film yapan insanların en önemli araçlarından biridir!

Peki ya enstantane? DSLR kameralarda shutter speed olarak bilinen ve 1/25, 1/50, 1/1000 gibi pek çok farklı değerlere sahip, çekilen görüntünün ne kadar süreliğine pozlanacağını belirleyen bir değerdir. Pozlama uzarsa elde edilen ışık artar, pozlama kısalırsa da hızlı akan bir görüntü (örneğin havada ilerleyen bir futbol topu veya akan bir su) keskin olarak elde edilebilir. Shutter speed sinema kameralarında shutter angle olarak biraz farklı bir şekilde ifade edilir. Shutter angle açılarla ifade edilir ve her shutter speed belli bir shutter angle'a denk gelir.

Burada bir parantez açmak istiyorum, her ne kadar son yıllarda ufak tefek farklı denemeler olsa da, sinema, sinemanın doğuşundan beri bir şeyden ötürü "sinema hissi" dediğimiz bir şeyi korumuştur. Bu hissi sağlayan şey, evde çektiğimiz videolarla sinemada izlediğimiz şeyleri, filmin bütçesi ve diğer her şeyi hariç farklı kılan şey izlediğimiz görüntünün "kare hızı"dır. Kare hızı, İngilizce karşılığıyla frame per second (fps) bir hareketli görüntünün bir saniyede kaç kare hareketsiz görüntüyü içereceğini belirleyen değerdir. Hepimiz arka arkaya farklı resimlerin olduğu kağıtlar hızla arka arkaya gösterildiğinde görüntünün hareket eder gibi göründüğünü bilir, aslında şu anda izlediğimiz tüm görüntülerin de üretilişi arkasında bu teknik vardır. Sinemanın doğuşundan beri belki teknk sebeplerden belki tercihen sinema, 35 milimetre film kameraları ile saniyede 24 kare (fps) ile çekilmeye başlanmış ve sinemanın 100 yıldan uzun tarihinden beri çekilen filmlerin neredeyse hepsi bu kare hızında olmuştur. 24 fps değeri, insan gözünün bir görüntüyü hareketli olarak algılamaya başlayacağı en düşük değerdir. Yani eğer saniyede 23 kare görürseniz gördüğünüz şeyin hareketli bir görüntü olduğunu değil de arka arkaya hareketsiz görüntülerin hızla gösterilmesi gibi algılayacağınız sınırdır. Dijital kameraların çıkışıyla da teknik olarak bir gereklilik icabı, elektriksel bir sebepten dijital kameralar 24 fps değil de buna son derece yakın bir değer olan 23.976 fps'de görüntü kaydeder. Elbette bunlar sinema kameralarıdır. Zira tüketiciler için üretilen kameralar 25, 30 veya 60 fps gibi değerlere sahip olabilir. Azınlık olsa da çeşitli filmler ve televizyon dizileri 25 ve 30 fps gibi değerlerde de çekilmişlerdir, ancak 24 fps'den çok fazla olmayan bu farklı değerlerde dahi "sinema hissi" dediğimiz his azalabilmektedir.

İşte bu yüzden sinema dendi mi, film yapımı dendi mi 24 veya 23.976 fps olmazsa olmazdır. Ve bu fps değerinde görüntüyü "doğal" dediğimiz şekilde elde etmek için de 24 fps'ye yaklaşık olarak denk gelen 1/50 shutter speed değerine, veya sinema dliyle 180° shutter angle değerine ihtiyaç duyarız.

Sonuç olarak film yapımında ISO/ASA, diyafram, kare hızı, shutter angle değerleri aşağı yukarı belirlidir. Elimizde ışığı kontrol etmek için ND filtreler ve ışığın kendisi kalır. Ve elbette bir de ışığı şekillendirmek için kullanılan, ışığın kendisine uygulanan filtreler vardır, onlara daha sonra gireceğim.

ND filtreler ışık seviyesini azaltmaya yarar ancak ışığı arttırmak için yapabilecekleri bir şey yoktur, bu noktada ışığın seviyesi büyük oranda elimizdeki ışığa bağlı kalıyor. Çünkü eğer hiç ND filtre kullanmadan bile ışığınız yetersiz kalıyorsa ciddiye alınacak bir iş yapmak istiyorsanız maalesef ışığınızı arttırmaktan başka bir seçeneğiniz yok.

Küçük bir parantez daha açmak istiyorum, yukarıda bahsetmediğim (aslında dolaylı olarak bahsettiğim ama tam olarak sözünü etmediğim) bir şey daha ışığı etkiliyor. O da kameranızın sensör boyutudur. Kamera sensörü ne kadar büyürse aldığı ışık o kadar artar ve düşük ışıkta o kadar fazla ışık alır, daha az gürültü (noise) ile görüntü elde eder. Bu konuda son zamanların en dikkat çeken araçları Sony'nin ürettiği prosumer denen tüketici ile profesyonel arası kalan, sinema kamerası olarak sayılmayan A7S ve A7S II kameralarıdır. Full frame (tam kare) denen 35mm fotoğraf sensörüne sahip bu iki kamera düşük ışıkta şimdiye kadar hiçbir kameranın vermediği sonuçları verebilmektedir. Ancak bu kameralar sinema kamerası olmadığı için ideal ışıkta sinema kameraları kadar iyi görüntü sağlamazlar. Yani bir bakıma bir sinema kamerası bir spor araba gibidir, kaliteli benzin ister ve kaliteli benzini olduğu zaman verdiği performans eşsizdir, tek derdi performans olduğu için uzun mesafede yaktığı yakıtın değerinin önemi yoktur.

Peki sinema yapmak istiyoruz, sinema kameralarıyla ilgileniyoruz veya kameramız ışıksız çok iyi performans vermiyor, ne yapmalıyız?

Önce kaç adet ışığa ihtiyaç duyacağınızı, ne tür ışıklar istediğinizi ve onları şekillendirmek için neler kullanacağınızı bilmelisiniz. Ancak bunlar biraz da tecrübe ile öğrenilen şeylerdir çünkü sahnelere göre ihtiyaç duyacağınız ışıklar büyük değişimler gösterebilir. Amatör veya bağımsız projelerde güneş ışığını kullanmak da bir seçenek olarak görülebilir. Eğer imkanlarınız kısıtlıysa gece sahneleri, kapalı mekan sahnelerinı azaltmak yararınıza olabilir. Ancak senaryonuzda bu tür sahneler olmazsa olmazsa ışık da olmazsa olmazdır.

Peki ışık üzerine bazı bilgilere girelim mi artık?

Işık, Kelvin denen bir sıcaklık ölçü birimiyle (K) ölçülür ve kelvin değeri ışığın rengini belirler. Işık sıcaklığı = ışık rengidir yani.

 

Bazı Kelvin Değerleri ve Karşılık Gelen Işık Renkleri:

        Sıcaklık                                        Kaynak                                                                                                                                
1700 K Kibrit alevi, düşük basınçlı sodyum lambası (LPS/SOX)
1850 K Mum alevi, gün doğumu/gün batımı
2400 K Standart akkor lamba
2550 K Yumuşak beyaz akkor lamba
2700 K "Yumuşak beyaz" floresan ve led ışık
3000 K Sıcak floresan ve led ışık
3200 K Stüdyo ışığı, fotoğraf ışığı, vs.
3350 K Stüdyo ışığı "CP"
4100– 4150 K Ay ışığı
5000 K Ufuk gün ışığı
5000 K Tüplü floresan lamba
veya soğuk beyaz/ gün ışığı

Compact fluorescent lamps (CFL)
(Tasarruflu beyaz lamba)

5500– 6000 K Gün ışığı, electronic flash
6200 K Xenon ark lambası
6500 K Gün ışığı, bulutlu
6500– 9500 K LCD veya CRT ekranı
15,000– 27,000 K

Kutuplarda mavi gökyüzü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                  IŞIK TÜRLERİ

 

ZMvX8Z.jpg

(Yukarıda, açık ağızlı bir Tunsgten ışık)

Sinemada kullanılan 2 ana ışık sıcaklığı (rengi) vardır. Biri 3200K sıcaklığında olan, gün değil de sarı "güneş" ışığına yakın renkteki TUNGSTEN gibi ışıkların verdiği, diğeri de renksiz/beyaz ışık olarak görülen ve öğle vaktindeki gün ışığı olan 5600K sıcaklığında HMI gibi ışıkların verdiği ışıktır. Sinemada Tungsten ve HMI haricinde 2 ışık türü daha yaygındır, bunlar floresan ışığın sinema için optimize edilmiş türü, üretici firmasının adıyla anılan KinoFlo ışık ve teknolojinin son harikası LED ışıklardır. Bu iki ışık 3200K ve 5600K değerlerinde olabilir. KinoFlo'lar 3200'e yakın olan bir değer olan 2900K'de de olabilir. LED ışıklar ise bu iki değer haricinde herhangi bir renkte olabilir, RGB LED türü ışıklarla LED ışıklardan her türlü renk elde edilebilir.

 

r6W5WN.jpg

(Yukarıda, beyaz ışık veren HMI ışık ve onun çalışması için gereken Ballast'ı)

Tungsten bu 4 ışık tipi arasında en ucuzu ancak en zahmetlisiidir. Aşırı derecede sıcaklık yayarlar, renkleri sarıdır (3200K). Bu tip ışıkları ya sadece Tungsten ışıklarla kullanıp kameranıza 3200K değerine göre beyaz ayarı yapmalısınız, ya da beyaz ışıkla (beyaz gün ışığı veya farklı kaynak ışıklar ile) kullanacaksanız rengi beyaza çeviren renk filtreleri, yani CTB - Color Temperature Blue filtreleri kullanmalısınız. Eğer çoğunlukla beyaz renk ışık kullanacaksanız Tungsten ışık ya kullanmamalısınız ya da yine CTB ışık filtresi kullanmalısınız. Veya aynı zamanda Tungsten ışıklar ile CTO - Color Temperature Orange filtre kullanarak beyaz ışığı sarı ışığa çeviren filtreler kullanmalısınız. Kısacası beyaz dengesinin doğru olması için tek tip ışık rengi elde etmelisiniz, eğer bilinçli olarak farklı renkte ışık elde etme gibi bir amacınız yoksa.

 

  • Tungsten: 3200K, Sıcaktır, Işığı kısmak rengini değiştirir, ucuzdur.
  • HMI: 5600K, Büyüktür, Daha az ısınır, Ballast adında bir cihaza ihtiyaç duyar, Tungsten'den 4 kat daha verimlidir, pahalıdır.
  • KinoFlo: 2900K, 3200K, 5500K, Isınmaz, Büyük ve hafiftir, verimlidir, pahalıdır.
  • LED: Işık rengi değişebilir, Isınmaz, Küçüktür, hafiftir, uzun ömürlüdür, aşırı verimlidir, pahalıdır.

 

Bu 4 ışık tipi dışında yaygın olmasa da PAR ve PLASMA ışık tipleri vardır.

 

1V169A.jpgPn81R9.jpg

(Yukarıda solda LED ışıklar, yukarıda sağda iki farklı renkte KinoFlo ışık)

 

Tungsten ve HMI türü ışıklar tek noktadan ışık yayan ışık kaynaklarıdır ve sert (hard) gölgeler yaratırlar. KinoFlo ve LED ışıklar çok noktadan ışık yayan ışık kaynaklarıdır ve yumuşak (soft) gölgeler yaratırlar. Sert ışığı filtrelerle yumuşak ışığa çevirmek mümkündür ama yumuşak ışık sert ışığa çevrilemez.

Tungsten ve HMI ışıklar da kendi içinde ikiye ayrılır. Open Face ve Fresnel, ışığın önünde bir optik olup olmadığını ifade eder. Open Face adından anlaşılabileceği gibi optik içermeyen ışıktır. Fresnel ise bir tür odaklama tekniğidir ve ışığı %20 gibi az bir oranda odaklama veya yaymak için kullanılır. Tungsten ve HMI ışıklar için farklı güçte olan kafa tipleri vardır.

Pinza: 500W,
Redhead: 1000W
Blonde: 2000W

 

Şimdilik bu kadar. Yakında: Işık Filtreleri, Diğer Işık Araçları, 3 Nokta Işıklandırma.

Not: Kendi yazımdır, kaynak göstererek paylaşılabilir.

Edited by Prequel
  • Like 3

Share this post


Link to post
Share on other sites
foxfo    12
foxfo

Teşekkürler harika bir kaynak. :)

Ek: Bu arada çok önemli olan ve sizin de bahsettiğiniz "sinema hissi"; "motionblur" (hareket netsizliği)'inden kaynaklanmaktadır ve bu durum bizim bakış açımızda da vardır. Aksi halde alışık olduğumuz algı değişmekte ve beyin reddetmektedir.

  

Edited by foxfo

Share this post


Link to post
Share on other sites
[BtG]LoRdArChEr    7
[BtG]LoRdArChEr

Akvaryumda çekim yapmaya çalışırken en çok zorlandığım sürekli ışıldak aldığım ama bir türlü beceremediğim konudur ışıklandırma :D Her kaynak benim için altın değerinde okuyup hazmetmeye çalışacağım :D

 

Teşekkürler dostum ;)

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Restore formatting

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.

×
×
  • Create New...